يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ خُذُوا۟ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ
Yâ benî Âdeme huzû zînetküm inde külli mescidin ve külû ve'şrabû ve lâ tüsrifû, innehû lâ yuhıbbü'l-müsrifîn
"Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi alın (kuşanın); yiyin, için, ama israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez."
Kökün anlamı: süslemek, güzelleştirmek. Zîne, bir şeyi güzel gösteren şey. Kök Kehf 18/7'de (innâ cealnâ mâ ale'l-ardı zîneten lehâ) ve Tâhâ 20/59'da (yevmü'z-zîneh) işlendi. Oraya dayanıyorum.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 7/31 | Huzû zîneteküm | Emir |
| 7/32 | Men harrame zînetellâhi'lletî ahrace li-ıbâdih | Savunma |
| 7/26 | Ve rîşâ | Aynı fikir, başka kelimeyle |
A'râf 7/31 bu hatta yeni bir halka olarak ekleniyor ve farkı kaydedilmelidir:
| Yer | Ölçünün konusu | İki uç veriliyor mu |
|---|---|---|
| Furkān 25/67 | Harcama (enfekū) | Evet — israf ve iktâr |
| Lokmân 31/19 | Yürüyüş ve ses | Evet — vaksıd (orta) |
| A'râf 7/31 | Yeme ve içme | Hayır — yalnız bir uç: lâ tüsrifû |
| İsrâ 17/29 | El | Evet — mağlûleten / külle'l-best |
A'râf'ta yalnız bir uç yasaklanıyor. Ve bunun sebebi bir sonraki ayette görünüyor: 32. ayet, öteki ucu (yasaklamaya kalkışmayı) ayrıca ele alacak. Yani iki uç, iki ayrı ayete bölünmüş. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin dizilişidir.
س-ر-ف kökü: haddi aşmak, ölçüyü kaçırmak. Kelimenin yalnız "çok harcamak" değil, "bir şeyi yerinde kullanmamak" anlamı da taşıdığı dilcilerce kaydedilir. Kök Tâhâ 20/127'de (men esrafe ve lem yü'min) ve Ğâfir (Mü'min) 40/28, 43'te işlendi. Oraya dayanıyorum.
| Ayet | İfade | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 7/31 | Ve lâ tüsrifû … el-müsrifîn | Muhatap |
| 7/81 | Bel entüm kavmün müsrifûn | Lût'un kavmi |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre, aynı kelimeyi hem yeme-içme ölçüsü için hem Lût kavminin tavrı için kullanıyor. Kelimenin ortak fikri "haddi aşmak"tır ve iki yerde de bu fikir işliyor. Buradan iki davranış arasında bir eşitlik çıkarmıyorum; kaydettiğim yalnız kelimenin ortak kökü ve ortak fikridir.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: innehû zamiri, önceki cümlelerde adı açıkça geçmeyen Allah'a dönüyor.
Ayette "Allah" ismi yoktur. Otuz ikinci ayette gelecek: zînetallâh. Yani zamir, birkaç ayet öncesindeki (29) emera rabbî ifadesine dayanıyor.
Ve lâ yuhıbbü kalıbı kaydedilmelidir. Kur'an'da bu kalıp bir davranışı reddetmenin belirli bir biçimidir ve dizinde işlendi (Bakara 2/190 — innallâhe lâ yuhıbbü'l-mu'tedîn; Lokmân 31/18 — lâ yuhıbbü külle muhtâlin fahûr). Oraya dayanıyorum.
İkisi de aynı kalıpta ve ikisi de "haddi aşma" fikri taşıyan bir kelimeyle bitiyor (israf ve i'tidâ). Biri yeme-içme, öteki dua hakkında. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Kaydedilmesi gereken şudur ve dizimden okunabilir: yasak, emirlerden sonra geliyor ve onların içine bir sınır koyuyor; onları iptal etmiyor. Ve bir sonraki ayet, bu sınırı yasağa çevirmeye kalkışan tavrı sorgulayacak.