فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوٓا۟ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ
Fe-men azlemü mimmeni'fterâ alallâhi keziben ev kezzebe bi-âyâtih, ülâike yenâlühüm nasîbühüm mine'l-kitâb, hattâ izâ câethüm rusülünâ yeteveffevnehüm kālû eyne mâ küntüm ted'ûne min dûnillâh, kālû dallû annâ ve şehidû alâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn
"Allah'a karşı yalan uyduran ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? İşte onlara kitaptan nasipleri erişir. Nihayet elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde, 'Allah'ı bırakıp çağırdıklarınız nerede?' derler. 'Bizi bırakıp kayboldular' derler ve kendi aleyhlerine, kâfir olduklarına şahitlik ederler."
Bu kalıp Kur'an'da on beşe yakın yerde geçer ve dizinde işlendi (Kehf 18/57, Secde 32/22, Zümer 39/32). Oraya dayanıyorum.
| Fiil | Ne | Yön |
|---|---|---|
| İfterâ alallâhi keziben | Allah'a yalan uydurmak | Ekleme — olmayanı söylemek |
| Kezzebe bi-âyâtih | Âyetlerini yalanlamak | Çıkarma — olanı reddetmek |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: iki fiil karşıt yönlerdedir — biri ekliyor, öteki çıkarıyor. Ve otuz üçüncü ayetin son maddesi (en tekūlû alallâhi mâ lâ ta'lemûn) birinci fiile karşılık geliyor. Yani liste ile bu ayet arasında dört ayet var ve aynı fiil iki kez anılıyor.
| Okuma | Kitâb ne | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Levh-i mahfûz / takdir | "Kendileri için yazılmış olan pay onlara erişir" — ömür, rızık, ecel |
| 2 | İndirilen kitap | "Kitapta kendileri için bildirilen pay onlara erişir" — vaad edilen karşılık |
Dizim nüktesi: yenâlühüm nasîbühüm — fiil nâle (ن-ي-ل), "erişmek". Ve aynı kök kırk dokuzuncu ayette geri gelecek: lâ yenâlühümullâhu bi-rahmeh. İki geçiş: biri payın erişmesi, öteki rahmetin erişmemesi.
Rusül burada elçiler (peygamberler) değil, canı alan görevlilerdir — bu, siyaktan ve fiilden (yeteveffevnehüm) anlaşılıyor. Aynı kullanım En'âm 6/61'de de vardır (teveffethü rusülünâ).
و-ف-ي kökü: tam olmak, eksiksiz vermek. Teveffâ, "bir şeyi tam olarak almak"tır — buradan "canı almak". Kök Zümer 39/42'de (Allâhu yeteveffe'l-enfüs) işlendi; oraya dayanıyorum.
| Ayet | Cümle | Ne zaman | Ne için |
|---|---|---|---|
| 7/37 | Ve şehidû alâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn | Ölüm anında | Aleyhte |
| 7/172 | Ve eşhedehüm alâ enfüsihim e-lestü bi-rabbiküm | Başlangıçta | İkrar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; dayanağı iki ayetin ortak dizimidir: sûre, insanı iki kez kendi hakkında şahit yapıyor — bir kez başlangıçta (172), bir kez sonda (37). Ve iki şahitlik birbirine bakıyor: birincisi bir kabul, ikincisi bir itiraf. Bu, 172-174 bahsinde tamamlanacak.