وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا فَجَآءَهَا بَأْسُنَا بَيَٰتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ · فَمَا كَانَ دَعْوَىٰهُمْ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَآ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Ve kem min karyetin ehleknâhâ fe-câehâ be'sünâ beyâten ev hüm kāilûn · Fe-mâ kâne da'vâhüm iz câehüm be'sünâ illâ en kālû innâ künnâ zâlimîn
"Nice kentleri helâk ettik; azabımız onlara gece uyurken ya da gündüz uykusundayken geldi. · Azabımız kendilerine geldiğinde, "Biz gerçekten zalimlermişiz" demekten başka bir sözleri olmadı."
| Kelime | Kök | Vakit |
|---|---|---|
| Beyâten | ب-ي-ت — gecelemek | Gece uykusu |
| Kāilûn | ق-ي-ل — kaylûle | Gündüzün ortasındaki uyku (öğle uykusu) |
ق-ي-ل kökü: kaylûle, sıcak bölgelerde öğle vakti uyunan kısa uyku. Kelime Furkān 25/24'te de geçer (ve ahsenü makīlâ) — orada cennet ehlinin dinlenme yeri. Furkān'ye dayanıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet iki uyku vakti sayarak günün iki ucunu kapsıyor — ve ikisi de savunmasızlık anlarıdır. Aynı ikili sûrenin 97-98. ayetlerinde tekrar edilecek (be'sünâ beyâten ve hüm nâimûn / be'sünâ duhan ve hüm yel'abûn). Ama orada ikinci vakit uyku değil, oyun olacak. İki yerin karşılaştırması 97-98 bahsinde verilecek.
Dizim nüktesi: cümle fe-mâ kâne da'vâhüm … illâ en kālû biçiminde kuruluyor — kasr (hasr) yapısı: "iddiaları şundan başka bir şey olmadı".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin seçimidir: da'vâ, bir kimsenin savunması, hak iddiası demektir. Ve ayet, azap geldiğinde savunmanın içeriğinin "biz zalimmişiz" olduğunu söylüyor. Yani savunma, itiraf oluyor.
Ve innâ künnâ zâlimîn cümlesi geçmiş zamandadır: "biz zalim idik". Kabul, geçmişe dönük bir teşhistir; bir tövbe cümlesi değildir. Bu ayrım, aynı sûrenin 23. ayetiyle karşılaştırıldığında görünür hâle gelir (rabbenâ zalemnâ enfüsenâ — orada arkasından bağışlanma isteği gelir). Bu karşılaştırma 7/23 bahsinde tamamlanacak.