كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ · نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
Bu edatın işlevi Tekâsür 102/3, Hümeze 104/4 ve Fecr 89/17 bölümlerinde işlendi: redd (reddetme) ve zecr (azarlama). Tekrarlamıyorum.
Fecr bölümünde kaydedilen ayrım burada işe yarıyor: orada iki kellâ karşılaştırılmıştı — biri bir çıkarımı kesiyordu, öteki bir hayat düzenini.
Dört ayet boyunca adam pazarlık yaptı: bunu vereyim, şunu vereyim, hepsini vereyim. Ve kellâ pazarlığı kapatıyor.
Yani pazarlığın karşı tarafı yok. Adam bir muhataba teklif sunuyordu; ayet ona muhatabın kim olmadığını gösteriyor: karşısında bir pazarlık masası değil, bir ateş var.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Dayanağı, kellâdan sonra gelen cümlenin bir ret değil bir adlandırma olmasıdır.
"Sizi alev alev yanan bir ateşe karşı uyardım." (Leyl 92/14 — nâran telezzâ)
| Leyl 92/14 | Meâric 70/15 | |
|---|---|---|
| İfade | نَارًا تَلَظَّىٰ | إِنَّهَا لَظَىٰ |
| Kelimenin cinsi | Fiil — "alevleniyor" | Özel ad — "Lezâ" |
| Nekre/marife | nâran nekre — "bir ateş" | lezâ gayr-i munsarif — özel isim |
Ve gramer bunu doğruluyor: lezâ burada tenvin almıyor ve gayr-i munsariftir, yani özel isim muamelesi görüyor. Kâria bölümünde cehennemin adları listelenmişti ve lezâ o listede yer alıyordu.
Yani kelime Kur'an içinde bir seyir izliyor: önce ateşin yaptığı iş (Leyl), sonra ateşin adı (Meâric).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. İki ayetin lafızları ve gramer durumu doğrulanabilir verilerdir.
إِنَّهَا — zamir kime dönüyor? Müennes. En yaygın okuyuş: en-nâr (ateş) zımnen kastediliyor; ya da doğrudan 11. ayetteki azâbın yerine geçen bir zamir. Anlamda fark doğurmuyor.
Kök: ن-ز-ع. Nezea — çekmek, çekip çıkarmak, söküp almak. Kökün somut anlamı kuvvetle çekmektir: bir şeyi bulunduğu yerden koparmak.
- "Rüzgâr, insanları sanki kökünden sökülmüş hurma kütükleriymiş gibi söküp atıyordu." (Kamer 54/20 — tenziu'n-nâs)
- "Onların göğüslerindeki kini söküp attık." (Hicr 15/47; A'râf 7/43)
- "Mülkü dilediğinden çekip alırsın." (Âl-i İmrân 3/26)
- "Onların elbiselerini çekip çıkarıyordu." (A'râf 7/27 — şeytan hakkında)
- تَنَازُع — çekişmek, anlaşmazlığa düşmek. İki tarafın bir şeyi iki uçtan çekmesi. "Aranızda çekişmeyin" (Enfâl 8/46).
Kamer 54/20 özellikle kayda değer — ve sebebi, bir önceki sûrededir.
Hâkka bölümünde şu kaydedilmişti: Hâkka 69/7'deki "içi boş hurma kütükleri" görüntüsü, Kamer 54/20'de "kökünden sökülmüş hurma kütükleri" diye geçer, ve orada kullanılan fiil تَنزِعُdir.
Yani ن-ز-ع kökü, Kamer'de Âd kavmini yerinden söken rüzgârı adlandırıyor; Meâric'te ateşin işini adlandırıyor.
İki komşu sûre — Hâkka ve Meâric — aynı kökün iki ucunda duruyor: biri o rüzgârın sonucunu tarif ediyor (yatan kütükler), öteki aynı fiili ateşe veriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Üç ayetin lafızları ve kök ortaklığı doğrulanabilir verilerdir.
Kalıp: فَعَّالَة. Bu, Arapçada mübalağa kalıbıdır: fiili çok yapan, işi meslek edinmiş gibi yapan. Kezzâb (çok yalancı), ğaffâr (çok bağışlayan), hammâle (Mesed 111/4'te işlendi).
Gramer. Kelime mansûb okunmuştur (nezzâaten) ve nahivciler bunu genellikle hâl sayarlar. Merfû okuyuş da (nezzâatün) nakledilir; o durumda lezânın sıfatı ya da ikinci haber olur. Farkın varlığı kaynaklarda kayıtlıdır; hangi okuyuşun hangi imama ait olduğunu kesin veremediğim için isim vermiyorum. Anlamda büyük bir fark doğurmuyor.
Kök: ش-و-ي. Şevâ — kızartmak, ateşte pişirmek (şivâ, kızartma). Ve buradan başka bir anlam dalı doğar.
| Anlam | İzah |
|---|---|
| Baş derisi, saç derisi | Şevât, başın derisi; çoğulu şevâ |
| Uzuvların uçları | Eller, ayaklar, kollar — bedenin öldürücü olmayan kısımları |
| Deri, dış yüzey | Bedenin dış katmanı |
Arapçada مَقَاتِل (makātil) bedenin öldürücü noktalarıdır: kalp, boyun, şakak. Bunların dışında kalan yerlere شَوَى denir. Ve dilde bir deyim vardır: أَشْوَاهُ — "onu vurdu ama öldürücü yerinden vuramadı."
Ateş, bedenin öldürücü noktalarını değil, öldürmeyen kısımlarını koparıyor. Yani işlem, hayatı sonlandırmıyor.
Ve bu, bir önceki sûrenin yirmi yedinci ayetiyle bağlanıyor. Hâkka'daki adam şöyle demişti: "Keşke o iş bitirici olsaydı!" (69/27) — el-kādıye, "bitiren".
Meâric o temenninin niçin gerçekleşmediğini kelime düzeyinde açıklıyor: koparılan yerler, bitirmeyen yerlerdir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve bir ihtiyat kaydı düşüyorum: şevânın anlamı üzerinde ihtilaf vardır ve "öldürmeyen uzuvlar" okuyuşu tek okuyuş değildir. Ayrıca iki sûre arasındaki bağı ayetin kastettiğini iddia etmiyorum. Kaydettiğim şey, Arapçadaki eşvâhu deyiminin sözlüklerde kayıtlı olması ve iki ayetin anlamlarının birbirini tamamlamasıdır.
A'lâ 87/13 bu tefsirde işlendi. Üç ayet de aynı şeyi söylüyor: işlem, sonuca varmayan bir işlemdir.
Ve Hümeze bölümünde kaydedilen bir ölçü burada tersinden işliyor. Orada addede (sayıp durdu) fiili için şu yazılmıştı: "Tekrar, fiilin doğasında değil, fiilin işe yaramamasındadır. Bir işlem sonuç veriyorsa tekrarlanmasına gerek kalmaz."