وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ · إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ · فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Ve'llezîne hüm li-fürûcihim hâfizûn · İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühum fe-innehüm ğayru melûmîn · Fe-meni'btegā verâe zâlike fe-ülâike hümü'l-âdûn "Ve onlar ki iffetlerini korurlar — eşleri ve ellerinin altında bulunanlar dışında; bunlar için kınanmazlar. Kim bunun ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanlardır."
Bu üç ayet, Mü'minûn 23/5-7 ile neredeyse kelime kelime aynıdır.
Bu, Kur'an'da nadir görülen bir durumdur: iki sûrede aynı üç ayetin tekrarlanması. Ve tekrarlanan blok, bu listenin ortasında duruyor.
| Mü'minûn 23/1-11 | Meâric 70/22-35 | |
|---|---|---|
| Açılış | قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ — kurtuldu | إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ — istisna |
| 1. madde | Namazda huşû (fî salâtihim) | Namaza devam (alâ salâtihim) |
| 2. madde | Boş şeyden yüz çevirme (lağv) | Malda belirli hak |
| 3. madde | Zekât | Hesap gününü tasdik |
| 4. madde | İffet (3 ayet) | Azaptan ürperme |
| 5. madde | Emanet ve ahit | İffet (3 ayet) |
| 6. madde | Namazları koruma (alâ salavâtihim yuhâfizûn) | Emanet ve ahit |
| 7. madde | — | Şahitlikleri ayakta tutma |
| 8. madde | — | Namazı koruma (alâ salâtihim yuhâfizûn) |
| Kapanış | أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ | أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍ مُّكْرَمُونَ |
Bir. İki liste de namazla açılıp namazla kapanıyor. Mü'minûn'da açılış "namazlarında huşû içindedirler", kapanış "namazlarını korurlar"; Meâric'te açılış "namazlarına devam ederler", kapanış "namazlarını korurlar".
İki. Mü'minûn صَلَوَاتِهِمْ (çoğul), Meâric صَلَاتِهِمْ (tekil) diyor. Küçük ama gerçek bir fark. Çoğul, namazların tek tekliğine bakar; tekil, namazı bir kurum olarak alır.
Üç. Meâric'in listesinde iki fazladan madde var: hesap gününü tasdik (26) ve şahitlikleri ayakta tutma (33). Ve Mü'minûn'da bulunup Meâric'te bulunmayan bir madde var: lağvdan yüz çevirme.
Bu farkların bir gerekçesi olabilir ve onu kendi okumam olarak kaydediyorum: Meâric'in listesi bir teşhisin panzehiri olarak kuruluyor. Sûre insanı helû' diye tanımladı: hesabı düşünmeyen, tutan ve dayanamayan. Listeye eklenen iki madde bu teşhise doğrudan bakıyor — tasdik hesap meselesini, şehâdet başkasının hakkı meselesini kapatıyor.
Mü'minûn'un listesi ise bir teşhisin panzehiri değil; bir kurtuluş tarifidir (kad efleha). Bu yüzden içeriği farklı düzenlenmiş olabilir.
فُرُوج — Kök: ف-ر-ج. Ferece — açmak, aralamak; fürce, iki şey arasındaki aralık, yarık. Ferec, sıkıntının açılması, ferahlama. فَرْج — beden üzerindeki açıklık; kelime örtülü bir ifadedir.
Kelimenin kendisi bir örtüdür: doğrudan adlandırma yapılmıyor, "açıklık" deniyor. Kur'an'ın bu konudaki dili genellikle böyledir.
| Ayet | Kelime | Kalıp | Ne korunuyor |
|---|---|---|---|
| 70/29 | حَٰفِظُونَ | fâil — ism-i fâil | İffet |
| 70/34 | يُحَافِظُونَ | müfâale — fiil | Namaz |
Ve kalıplar farklıdır. Hâfizûn basit ism-i fâildir; yuhâfizûne müfâale babındandır ve o bab karşılıklılık ya da süreklilik/çaba bildirir. Mâûn bölümünde müfâale babının işlevi işlenmişti.
Bu ifade fıkhî bir konudur ve STYLE gereği burada fıkhî hüküm verilmez. Klasik fıkıh literatüründe "mâ meleket eymânühum" ifadesinin kapsamı, tarihî uygulaması ve bugünkü karşılığı üzerine geniş bir tartışma vardır; bu tartışma bu bölümün konusu değildir ve ehlinin eserlerine havale edilir.
- أَزْوَٰج — Kök: ز-و-ج. Zevc, bir çiftin her bir üyesidir. Arapçada hem erkek hem kadın için zevc kullanılır; kelime "eş" demektir ve tek başına cinsiyet bildirmez.
- أَيْمَٰن — Kök: ي-م-ن. Sağ eller. Mâ meleket eymânühum — "sağ ellerinin sahip olduğu"; Arapçada mülkiyet için kullanılan yerleşik bir terkiptir.
- غَيْرُ مَلُومِينَ — Kök: ل-و-م. Levm — kınamak. Melûm — kınanan. İfade bir hüküm değil, bir kınamanın kaldırılmasıdır: "bunlar için kınanmazlar."
ٱبْتَغَىٰ — Kök: ب-غ-ي. İbtiğâ (iftiâl babı) — aramak, istemek, peşine düşmek. Aynı kökten بَغْي — haddi aşmak, zulmetmek. İki anlam arasındaki bağ: aşırı istemek, sınırı geçmeye götürür.
وَرَآء — Kök: و-ر-ي. Arka, öte. Bu kelime İnşikâk 84/10 bölümünde işlendi (verâe zahrihî) ve orada Bürûc 85/20 ile bağı kurulmuştu.
ٱلْعَادُون — Kök: ع-د-و. Adâ — haddi aşmak, tecavüz etmek, düşmanlık etmek. Adüvv (düşman), udvân (saldırı), i'tidâ aynı kökten. عَادُون ism-i fâil çoğuludur: haddi aşanlar.
Sûre insanı helû' diye tanımladı ve helû', tanımı gereği ölçüsüzdür: doymayan hırs, dayanmayan tahammül. Ve burada, listenin ortasında, ölçüsüzlüğün adı geçiyor: el-âdûn.
"Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan bir kavimsiniz." (Şuarâ 26/166 — bel entüm kavmun âdûn)
Aynı kelime, aynı alanda. Ve kökün "sınır aşma" anlamı, aynı kökten gelen i'tidâ fiilinde de görünür: "Sizden cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz" (Bakara 2/65).