فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ · عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
Fe-mâli'llezîne keferû kıbeleke mühtıîn · Ani'l-yemîni ve ani'ş-şimâli izîn "İnkâr edenlere ne oluyor ki sana doğru boyunlarını uzatmış koşuyorlar — sağdan ve soldan, dağınık gruplar halinde?"
Birinci ayette bir soru soran vardı. Şimdi sûre ona — ve onun gibilere — dönüyor. Arada geçen otuz beş ayet, sorunun cevabıydı.
| 70/1 | 70/36 | |
|---|---|---|
| Kim soruyor | Onlar | Metin |
| Soru | "Azap ne zaman?" | "Bunlara ne oluyor?" |
| Cevap bekleniyor mu | Hayır — alay | Hayır — kınama |
İki soru da cevap istemiyor. Biri alay, öteki kınama. Sûre, muhatabın soru biçimini alıp ona geri veriyor.
Yazımda dikkat çekici bir durum var: مَا ve لِ ayrı yazılmış (mâ li-). Mushaf imlâsının kendine özgü durumlarından biridir; anlamı etkilemez.
فَمَا لِـ kalıbı Arapçada hayret, kınama ve azarlama bildirir: "Bunlara ne oluyor?", "Neleri var ki böyle yapıyorlar?"
Kur'an'da bu kalıp birkaç yerde geçer ve hep aynı tondadır: "Onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?" (Müddessir 74/49).
Kök: ق-ب-ل. Kabile — karşılamak, kabul etmek. قِبَل — bir şeyin ön tarafı, yönü. Kıble (yönelinen taraf), mukâbil (karşı), istikbâl (karşılama, ve "gelecek") aynı kökten.
| Anlam | İzah |
|---|---|
| Gözünü dikip bakmak | Boynu uzatarak, gözü kırpmadan bakma |
| Hızla koşmak | Başı dik, hedefe doğru koşma |
İkisi de aynı bedensel hareketi tarif ediyor: boynun ileri uzaması. Bakan da boynunu uzatır, koşan da.
İki ayet de kıyamet sahnesindedir. Yani kelime, Kur'an'da genellikle o gün koşan insanları tarif ediyor.
Yani ayet, bugün Peygamber'in etrafında boyun uzatanları, o gün koşacak olanların hareketiyle tarif ediyor. Aynı beden hareketi, iki sahnede.
Bakışın niteliği. Ayet "dinliyorlar" demiyor, "soruyorlar" demiyor. Bedensel bir hareket tarif ediyor: boyun uzatma.
Ve bu hareket, dikkatin kendisini değil, dikkatin görüntüsünü bildiriyor. Bakıyorlar ama almıyorlar; yaklaşıyorlar ama katılmıyorlar.
Hâkka 69/19'da kitap بِيَمِينِهِ (sağından) veriliyordu; 69/25'te بِشِمَالِهِ (solundan). Hâkka bölümünde bu karşıtlık işlendi.
| Hâkka 69/19, 25 | Meâric 70/37 | |
|---|---|---|
| yemîn / şimâl | İki akıbet — kurtulan ve kaybeden | İki yön — sağdan ve soldan |
| Ne bildiriyor | Ayrım | Kuşatma |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Kelimelerin iki sûredeki geçişleri doğrulanabilir verilerdir. Bir kelime oyunu iddia etmiyorum; yemîn ve şimâl Arapçada yön bildiren olağan kelimelerdir.
عِزِين, izetün kelimesinin çoğuludur ve ayrı ayrı topluluklar, dağınık kümeler demektir: bir arada değil, öbek öbek duran gruplar.
| Kök | İzah |
|---|---|
| ع-ز-و / ع-ز-ي | Azâ ilâ — bir soya, bir gruba nispet etmek, ait saymak. Buna göre ize, kendini birbirine nispet eden küçük topluluktur |
| ع-ز-ز | Ayrılmak, bölünmek anlamına bağlayan bir okuyuş |
Çünkü azâ fiili "aidiyet"tir: bir gruba bağlanmak. Ve izîn, o aidiyetin çoğaltılmış halidir: herkesin bir grubu var, ama ortak bir grup yok.
Yani kelime hem birleşmeyi hem dağılmayı aynı anda bildiriyor: insanlar bir araya gelmiş — ama öbekler halinde.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum. Köken ihtilafı kaynaklarda kayıtlıdır; birinci kökenden çıkardığım anlam katmanı bana aittir ve kesin bir etimoloji hükmü olarak sunulmuyor.
Ve bu, sahneyi tamamlıyor: insanlar Peygamber'in etrafında toplanmışlar, boyunlarını uzatmışlar, sağdan soldan bakıyorlar — ama tek bir topluluk değiller. Küme küme duruyorlar.
Bir gramer notu. İzîn kelimesi, cem'-i müzekker sâlim gibi çekiliyor (-în ile) ama tekili izedir ve müennestir. Arapçada bazı kelimeler bu şekilde çekilir (sinîn — yıllar, tekili sene). Kelimenin sondaki nûnu, düşen bir harfin telafisidir. Bu, kelimenin fasılaya uymasını da sağlıyor.
Bu iki ayet, dinleyiciyi tarif eden ender ayetlerdendir ve bugün için kayda değer bir görüntü veriyor.
Sahne şudur: insanlar geliyor, yaklaşıyor, bakıyor, boyun uzatıyor — ve dağınık duruyorlar. İlgi var, katılım yok. Yakınlık var, bağ yok.
Ve bu ilgi, otuz sekizinci ayette bir beklentiye dönüşecek: "Her biri cennete sokulmayı mı umuyor?" Yani seyretmek, katılmak sanılıyor.