وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا
Kök م-ك-ر: bir kimseyi, kendisinin farkına varmadığı bir yolla zarara uğratmaya çalışmak. Klasik sözlüklerde verilen tanım: hedefi, kendisine iyilik yapılıyor sanacağı biçimde kötülüğe yöneltmek.
Fîl sûresinde (105/2) keyd kelimesi işlenmişti. İki kelime yakındır ama aynı değildir; klasik kaynaklarda yapılan ayrım şöyle özetlenebilir:
| Kelime | Vurgusu |
|---|---|
| keyd | Karşı tarafın göremediği bir düzenek kurmak; planın gizliliği |
| mekr | Karşı tarafı, farkına varmadan yönlendirmek; yöntemin sinsiliği |
| hîle | Zorluğu dolaylı bir yolla aşmak; her zaman olumsuz değildir |
Kur'an'da mekr hem insanlara hem — bir karşılık olarak — Allah'a nispet edilir: "Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu; Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır" (Âl-i İmrân 3/54). Bu kullanım, Fîl sûresindeki keyd tahlilinde işlenen ilkenin aynısıdır: Kur'an, planın kendisini değil, planın kimin elinde son bulacağını tartışma konusu yapar.
Kur'an'ın bu konudaki en keskin cümlesi şudur: "Kötü tuzak ancak sahibini kuşatır" (Fâtır 35/43).
Kök ك-ب-ر. Ama vezin sıra dışıdır: fu''âl (كُبَّار). Bu vezin Arapçada aşırı mübalağa bildirir ve nadirdir. Kebîr (büyük) — kübâr (çok büyük) — kübbâr (aşırı büyük) şeklinde bir derecelenme, klasik dil kaynaklarında verilir.
Kelime Kur'an'da yalnızca burada geçer. Yani Kur'an, "büyük" demek için elindeki en yüksek dereceli biçimi bir kez kullanmış ve o bir kez burasıdır.
Kelimenin bazı kıraatlerde şeddesiz — kübâran — okunduğu nakledilir. Bu farkın anlamı hafifletmekten öte bir sonucu yoktur; her iki okuyuşta da mübalağa vardır. Belirli kıraat imamlarının adını, emin olmadığım için vermiyorum.
Ve yine bir mef'ûl-i mutlak: mekerû mekran. Sûrenin beş mef'ûl-i mutlakından biri, ve tek "sıfatlı" olanı. Yani burada iki pekiştirme üst üste biniyor: masdar tekrarı + aşırılık vezni.
Bu, dizimin yaptığı bir iştir: 22. ayet bir hüküm verir ("büyük bir tuzak kurdular"), 23. ayet içeriğini açar ("dediler ki: tanrılarınızı bırakmayın"). Aradaki ilişki, belâgatte icmâl-tafsîl denen yapıdır: önce toplu hüküm, sonra ayrıntı.
Bu yapı, hükmü ayrıntıdan önce vererek okuyucunun ayrıntıyı belirli bir gözle okumasını sağlar. 23. ayette anlatılacak olan şey — bir slogan — kendi başına "tuzak" gibi görünmeyebilirdi. 22. ayet onu önceden adlandırıyor.