ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Müzzemmil 73/11'de bu fiil ve مفعول معه (birliktelik nesnesi) kalıbı işlendi: anlam "beni bırak, onu da bırak" değil, "beni onunla baş başa bırak"tır.
Ve iki sûrenin on birinci ayeti de bu kalıpla açılıyor. Orada kaydedildiği gibi: ayet numaralarının denk gelmesinden hiçbir sonuç çıkarmıyorum.
| Müzzemmil 73/11 | Müddessir 74/11 | |
|---|---|---|
| Nesne | ٱلْمُكَذِّبِينَ — çoğul | مَنْ خَلَقْتُ — tekil |
| Nitelik | ûli'n-na'me — refah sahipleri | vahîdâ — tek başına |
| Ardından | Üç ayet azap tarifi | Yedi ayet kişi tarifi |
Müzzemmil bir grup, Müddessir bir kişi anlatıyor. Ve Müddessir, kişiyi anlatmak için yedi ayet harcıyor.
Kök: و-ح-د. Birlik, teklik. Vâhid, ehad, vahdet, tevhîd aynı köktendir; ahad ile vâhid arasındaki fark İhlâs'de işlendi.
وَحِيدًا fa'îl veznindedir ve cümlede hâl (durum bildiren öğe) olarak duruyor. Sorun şudur: kimin hâli?
| Görüş | Anlam | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|---|
| Yaratılanın hâli | "Onu tek başına yarattım" — malsız, evlatsız, yalnız | Sonraki ayetler mal ve oğulları sonradan verilmiş olarak sayıyor; yani başlangıçta yoktu | — |
| Yaratanın hâli | "Onu ben tek başıma yarattım" — ortağım olmadan | Halaktü fiilinin fâili mütekellimdir; hâl ona da dönebilir | Siyak, kişinin sonradan kazandıklarını sayıyor; yaratıcının tekliği burada konu değil |
| Kişinin bir lakabı | "Vahîd" diye anılan biri | Bazı nakillerde bir Kureyş ileri geleninin bu şekilde anıldığı söylenir | Nakil zayıftır ve ayet lakap veriyorsa bu, Kur'an'ın genel tavrına aykırıdır |
Birinci görüş klasik kaynaklarda en yaygın olanıdır ve siyakla en uyumlu görünüyor — çünkü 12-14. ayetler tam olarak "sonradan verilenleri" sayıyor. Bunu bir tercih olarak belirtiyorum; bağlayıcı değildir.
Ve bu, sonraki dört ayetin zeminini kuruyor. Sayılacak her şey — mal, oğullar, düzen — başlangıçta yoktu.
Tefsir kaynaklarının büyük çoğunluğu, 11-25. ayetleri Kureyş'in ileri gelenlerinden Velîd b. Muğîre hakkında nakleder. Rivayete göre Kur'an hakkında bir hüküm vermesi istenmiş, o da bir süre düşünüp "bu bir sihirdir" demiştir.
Birincisi — nispet. Rivayet tefsir kitaplarında yaygındır; ancak farklı tariklerde ayrıntıları değişir ve senet durumu tarikten tarike farklılık gösterir. Kesin bir sıhhat hükmü vermiyorum ve belirli bir kaynağa nispet etmiyorum.
İkincisi — metin ad vermiyor. Sûre, on beş ayet boyunca bu kişiyi anlatıyor ve bir kez bile adını anmıyor. Abese'de aynı tespit yapılmıştı: "sûrenin kendisi hiçbir isim vermiyor." Ve orada eklenen not burada da geçerli: isimlerin sonradan verilmiş cevaplar olma ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.
Üçüncüsü — ve en önemlisi: adın verilmemesi, ayetin işleyişinin bir parçasıdır. STYLE'da kaydedildiği gibi: ayetin tarif ettiği vasıflardır; kim o vasfı taşırsa ona dahildir. Metin bir kişiyi mahkûm etmiyor; bir davranış dizisini tarif ediyor. Ve o dizinin — 18-25. ayetlerde görüleceği gibi — bir kişiye bağlanmakla sınırlanmayacak kadar genel olduğu, sûrenin kendi diliyle bellidir.