وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ · إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
Vücûhun yevmeizin nâdıra · İlâ Rabbihâ nâzıra "Yüzler vardır o gün, ışıl ışıl; Rablerine bakmaktadırlar."
Ğâşiye bölümünde bu kalıp işlendi: vücûhun yevmeizin + sıfat. Orada iki tablo aynı kalıpla açılıyordu (hâşia / nâ'ime) ve kaydedilen tespit şuydu: aynı özne, aynı zaman zarfı, aynı yerde tek kelime farklı — Arapçada buna mukābele denir, ve etkisi şudur: iki grup arasındaki fark dışarıdan gelen bir muamele farkı gibi değil, aynı cümlenin iki farklı doldurulması gibi sunuluyor.
Kıyâme aynı kalıbı kullanıyor (22 ve 24), ama bir farkla: Ğâşiye'de sıfatlar tek başınaydı; burada her sıfatın arkasına bir cümle daha ekleniyor (23 ve 25). Yani tablo iki katmanlı: yüzün hali, ve halinin sebebi.
Kelimenin nekre olması da anlamlı: "birtakım yüzler". Sayı verilmiyor, oran verilmiyor. Bakara bölümünde giriş ayetleri için kaydedildiği gibi, Kur'an insanları tasnif ederken oran belirtmez.
Kök: ن-ض-ر. Bu kök Mutaffifîn 83/24 (nadrate'n-naîm) bahsinde ayrıntılı işlendi. Oradaki tespitin özeti:
Kelimenin asıl alanı bitkidir — nadıra'ş-şeceru, ağaç tazelendi, yeşerdi. Nadîr — taze, yeşil, parlak. Nudâr — saf altın (parlaklığı sebebiyle). Kelime, su almış bitkinin görüntüsünü insan yüzüne taşır. Ve Kur'an bir duygu adı vermek yerine — mutluluk, huzur, sevinç demek yerine — yüzde görülen bir şeyi söyler.
Buraya eklenecek olan: kelime burada ism-i fâil (nâdıra), Mutaffifîn'de masdar (nadra). Yani orada yüzlerde görülen bir nitelikti; burada yüzün kendi hali. Mutaffifîn dışarıdan bakan birinin gördüğünü anlatıyor (ta'rifu fî vucûhihim — "yüzlerinde tanırsın"); Kıyâme yüzün kendisini söylüyor.
Kök: ن-ظ-ر. Bakmak, gözü çevirmek. Türevleri: nazar (bakış), manzar (görünüş), intizâr (bekleme), nâzır (bakan, gözeten), nazîr (denk, karşılık — karşısında duran), münâzara (karşılıklı bakışma, tartışma).
ن-ض-ر ile ن-ظ-ر arasındaki ses yakınlığı Mutaffifîn bölümünde tablo halinde işlendi ve orada şu kayıt düşüldü: iki kökün ayrı olduğu kesindir; seslerinin yakınlığı ve iki sûrede birlikte bulunmaları ise metnin verisidir. Felak bölümündeki uyarı (ses yakınlığı kök birliği değildir) orada da tekrarlanmıştı.
Aynı kaydı burada da koruyorum. İki kelime arasındaki tek harf farkı (ض / ظ) bir gözlemdir, bir iştikak iddiası değil.
Ama şu söylenebilir ve Mutaffifîn bölümünde de söylenmişti: Kur'an, "bakmak" ile "parlamak" arasında bir bağ kuruyor. Bakan yüz parlıyor.
Ve bu takdim, tefsirin en tartışmalı meselelerinden birinin merkezinde duruyor — çünkü hasr (sınırlama) bildirdiği söylenirse anlam şu olur: yalnızca Rablerine bakmaktadırlar, başka bir şeye değil.