يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
Yüdhılü men yeşâü fî rahmetih, ve'z-zâlimîne eadde lehüm azâben elîmâ "Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için acı bir azap hazırlamıştır."
İnfitâr bölümünde lefî naîm / lefî cahîm için kaydedilen tespit burada da işliyor: "ebrâr nimete kavuşmuyor, nimetin içindedir; füccâr ateşe atılmıyor, ateşin içindedir. İkisi de bir yere girmek değil, bir yerde bulunmak olarak tarif ediliyor."
Bu ayet ise girme fiilini açıkça kullanıyor. Yani sonuç aynı (içeride olmak) ama burada geçiş anı da anılıyor.
رَحْمَة — Kök: ر-ح-م. Bu kök Fâtiha bölümünde (er-Rahmân, er-Rahîm) ayrıntılı işlendi; oradaki tespit şuydu: kökün somut karşılığı رَحِم (rahim) — ana rahmidir. Tekrarlamıyorum.
Ama kelimenin bu ayetteki kullanımı o tahlille örtüşüyor: rahim zaten içine girilen bir yerdir. Fiil ve harf, kelimenin kök anlamıyla uyuşuyor.
Beklenen sıra ve eadde li'z-zâlimîne azâben elîmâ olurdu. Ayet ٱلظَّٰلِمِينَ kelimesini fiilin önüne çekiyor ve mansûb bırakıyor.
Nahivciler buna اِشْتِغَال (iştiğâl) der: nesne başa alınır, fiil ise ona dönen bir zamirle "meşgul" olur (lehüm — "onlar için"). Kalıbın işlevi vurgu ve ayırmadır. Türkçede "zalimlere gelince…" diye karşılanır.
Ve bu, cümleyi ikiye bölüyor. Birinci yarıda fiil önde, özne Allah. İkinci yarıda nesne önde, ve grup ayrı bir başlık haline geliyor.
ك-ف-ر — Bakara 2/6 bahsinde kaydedildiği gibi: örtmek. Kusur, bilgiyle ilişkidedir; gördüğünü örtmek.
ظ-ل-م — Kökün somut anlamı karanlıktır (zulmet). Ve ikinci anlamı: bir şeyi ait olmadığı yere koymak. Arapça sözlüklerde zulm için verilen tarif budur: vad'u'ş-şey'i fî ğayri mahallih. Kusur burada bilgiyle değil, yerleştirmeyle ilgilidir.
Sûrenin sonunda kelimenin değişmesi, sûrenin muhtevasıyla uyuşuyor — kendi okumam olarak kaydediyorum:
Bu sûre baştan sona yerli yerinde olma üzerine kuruldu. Ebrâr, sevdiği yemeği ait olduğu yere koyan insanlardı: yoksula, yetime, esire. Karşı taraf ise ağır bir günü ait olmadığı yere — arkasına — koyuyordu (27). Ve otuzuncu ayet Allah'ı حَكِيم (yerli yerinde iş yapan) diye niteledi.
İkisi de "hazırladı" anlamına gelir ve sesleri benzerdir. Ama ayrı köklerdir ve aralarında iştikak bağı kurmuyorum.
Eadde'nin kökü ع-د-دtir: saymak, saydırmak. Aded (sayı), iddet (sayılı süre), isti'dâd (hazırlık) aynı köktendir. Hazırlık ile sayma arasındaki bağ, "sayıp hazır etmek" fikrinden gelir.
| 76/4 | 76/31 | |
|---|---|---|
| Kelime | أَعْتَدْنَا | أَعَدَّ |
| Kim için | li'l-kâfirîn | li'z-zâlimîn |
| Kip | Birinci çoğul: "hazırladık" | Üçüncü tekil: "hazırladı" |
| Uzunluk | Bir ayet | Yarım ayet |
Sûre bir hazırlama cümlesiyle açılıp bir hazırlama cümlesiyle kapanıyor. Ve iki uçta da bu tarafa ayrılan yer küçük.
Ve son ayetteki sıraya dikkat: önce rahmet, sonra azap. Dördüncü ayette sıra yoktu — tek başına duruyordu. Burada rahmet öne alınmış.