عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Kelimenin aslı عَنْ مَا (an mâ) — "neden, ne hakkında". İki kelime birleşmiş, nûn mîme katılmış ve مَا'nın elifi düşmüştür: عَمَّ.
Bu, Arapçada işleyen genel bir kuraldır: soru edatı olan مَا, başına bir cer harfi aldığında elifini kaybeder.
| Asıl | Olan | Anlam |
|---|---|---|
| عَنْ + مَا | عَمَّ | Neden, ne hakkında |
| فِي + مَا | فِيمَ | Ne konuda, nerede |
| لِ + مَا | لِمَ | Niçin |
| بِ + مَا | بِمَ | Ne ile |
| مِنْ + مَا | مِمَّ | Neden, hangi şeyden |
| إِلَىٰ + مَا | إِلَامَ | Neye kadar |
| عَلَىٰ + مَا | عَلَامَ | Ne üzerine |
Bir — ayırt etme. Arapçada mâ hem soru edatıdır hem ilgi zamiri ("o şey ki"). An mâ dendiğinde ikisi karışabilir. Elifin düşürülmesi soru olanı işaretler: amme soru, ammâ ise ilgi zamiridir. Yani hazif, anlamı korumak için yapılan bir işarettir.
İki — hafifletme (tahfîf). Soru edatları çok kullanılan öğelerdir; çok kullanılan öğeler dilde aşınır. Bu, Arapçaya özgü değildir: Türkçede de "ne ediyorsun" > "n'apıyorsun" olur.
Bir gözlem. Sorunun kısalması, sorunun kendisine bir ton katıyor: cümle iki kelimeye inmiş, hızlı ve keskin bir soru haline gelmiş.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve sınırını da belirtmem gerekiyor: bu hazif, bu ayete özgü bir tercih değil, Arapçanın genel kuralıdır. Yani metin burada bir şey yapmıyor; dilin zaten yaptığı bir şeyi kullanıyor. Buradan "Kur'an sorunun aceleciliğini göstermek için elifi düşürdü" gibi bir sonuç çıkarmak, kuralın kapsamını görmezden gelmek olur.
Bir vakf notu. Bu kelime üzerinde durulduğunda sonuna sâkin bir هـ eklenerek "ammeh" şeklinde okunduğu nakledilir. Bu, Kâria bölümünde işlenen هاء السكت (sükt hâsı) olayının aynısıdır: durak halinde kaybolacak sesi korumak için eklenen harf. Mushaflarda kelime genellikle عَمَّ biçiminde yazılır. Hangi kıraat imamının bu vakfı tercih ettiğini kesin veremediğim için isim vermiyorum; anlamı değiştirmiyor.
Fiil تَفَاعُل babındadır. Bu bab bu tefsirde birkaç kez işlendi — özellikle Tekâsür bölümünde, tekâsür kelimesinin karşılıklılık bildirmesi üzerinden. Oradaki tespit burada da geçerlidir ve bir adım öteye taşınabilir.
| İşlev | Ne demek | Örnek |
|---|---|---|
| Müşâreket (karşılıklılık) | İş iki veya daha çok taraf arasında gidip gelir | tekâtele (birbirlerini öldürdüler), tesâele (birbirlerine sordular) |
| Tekellüf / mübalağa | İş zorlanarak, ısrarla, üst üste yapılır | tecâhele (bilmezlikten geldi), tesâele (durmadan sordu) |
Birinci okuma — karşılıklılık. Soru, cevabı bilene sorulan bir soru değil; birbirlerine sordukları bir sorudur. Ve bu ayrım, ayetin bütün ağırlığını taşır.
Bir mesele hakkında bilene soru sorulduğunda, sorunun bir yönü ve bir sonu vardır: cevap gelir, mesele kapanır. Aynı mesele birbirine sorulduğunda soru bir yön kaybeder: kimse cevabı bilmiyordur, herkes birbirinin tahminini toplamaktadır ve konuşma kendi kendini besler.
Türkçede bunun adı vardır: mesele dedikoduya dönüşmüştür. Konuşulan şey artık cevabı aranan bir soru değil, konuşulmasından zevk alınan bir konudur.
Ve dikkat edilmesi gereken şudur: bu, meseleyi ciddiye almamak değildir. Aksine, konuşmanın hacmi ilginin yüksekliğini gösterir. Ayetin teşhis ettiği şey ilgisizlik değil, ilginin yanlış biçime girmesidir.
İkinci okuma — ısrar. Tefâul babı bazen işin sürekliliğini ve zorlanmasını bildirir. Bu okumada anlam şudur: durmadan, üst üste, bıkmadan soruyorlar. Soru bir bilgi talebi değil, bir itiraz biçimidir — cevap almak için değil, cevabın imkânsızlığını göstermek için sorulur.
Kur'an bu tavrı başka yerlerde açıkça anlatır: "Sana Saat'i soruyorlar: ne zaman demir atacak?" (Nâziât 79/42 — bir sonraki sûre) ve "Ne zaman bu vaat, doğru söylüyorsanız?" (Yûnus 10/48; Enbiyâ 21/38 ve daha birçok yerde). Bu soruların hiçbiri bilgi talebi değildir.
İki okuma da metne uyar ve birbirini dışlamaz. Bir mesele hem birbirine sorulur hem ısrarla sorulur; ikisi çoğu zaman birlikte olur.
| Görüş | İzah |
|---|---|
| Allah soruyor | Soru gerçek bir bilgi talebi değil; muhatabı sahneye çıkarmak ve konuyu büyütmek için sorulan bir sorudur (istifhâm-ı ta'zîm) |
| Melekler ya da mü'minler soruyor | Onların şaşkınlığı aktarılıyor: "ne konuşuyorlar bunlar?" |
| İnkârcılar kendi aralarında soruyor | Ayet doğrudan onların konuşmasını naklediyor |
Çoğunluğun tercihi, sorunun bir şaşırtma ve büyütme sorusu olduğu yönündedir. Kâria bölümünde mâ edrâke kalıbı için kaydedilen ilke burada da işler: Kur'an'da soru, çoğu zaman cevap istemek için değil, sorulanın büyüklüğünü göstermek için sorulur.
Bunun en açık delili bir sonraki ayettir: soru sorulur sorulmaz cevabı metnin kendisi verir. İki ayet arasında bir susma yoktur.