وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا · وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
Ve fütihati's-semâü fe-kânet ebvâbâ · Ve süyyirati'l-cibâlü fe-kânet serâbâ "Ve gök açıldı, kapı kapı oldu. Ve dağlar yürütüldü, serap oldu."
Ve iki fiil de edilgen: fütihat (açıldı), süyyirat (yürütüldü). Bir önceki ayetteki yünfehu gibi — fail yine sahnenin dışında.
Fiillerin mâzî gelmesi. Gelecekte olacak şeyler için mâzî kullanılıyor. Bu, Kur'an'ın kıyamet sahnelerinde çok sık başvurduğu bir üsluptur: gerçekleşmesi kesin olan şey, olmuş gibi anlatılır. Zilzâl ve Tekvîr sûrelerinde aynı üslup görülür.
Ama bir incelik var: on yedinci ayetteki kâne ile buradaki kânet aynı fiildir. Yani sûre üç ayette üç kez mâzî kâne kullanıyor. Sahne, olacak bir şey olarak değil, olmuş bir şey olarak kuruluyor.
Fark büyüktür. Birinci ifadede gök yerinde durur, üzerindeki kapılar açılır. İkinci ifadede gök kapıya dönüşür — yani gökten geriye kapıdan başka bir şey kalmaz.
"Biz de göğün kapılarını boşalan bir suyla açtık." (Kamer 54/11 — Nûh tufanı)
Bu, yukarıda kurduğum mesken okumasının metindeki doğrulamasıdır. Bina edilen şey söküyor; ve sökülme, bina edilirken kullanılan kelimenin tam karşıtıyla anlatılıyor.
Kök: س-ي-ر. Yürümek, gitmek, yol almak. سَيْر — yürüyüş. سَيَّرَ (tef'îl babı) — yürüttü, hareket ettirdi. سَيَّارَة — kervan; bugün Arapçada otomobil.
Kâria bölümünde Kur'an'ın dağlar için kullandığı kıyamet tasvirleri tablo halinde verilmişti. Orada Tûr 52/10 anılmıştı: تَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا — "dağlar yürür yürüyüşle". Orada fiil etken; burada edilgen.
Bu fark kaydedilmeye değer. Tûr'da dağlar yürüyor; Nebe'de yürütülüyor. İkisi çelişmez — Kur'an aynı olayı bazen failini göstererek, bazen göstermeyerek anlatır.
Serabın bu kökten gelmesi anlamlıdır: serap akıyor gibi görünendir. Uzaktan bakıldığında su gibi dalgalanır; yaklaşıldığında yoktur.
"İnkâr edenlerin amelleri ise düz arazideki serap gibidir: susayan onu su sanır; yanına vardığında hiçbir şey bulamaz. Yanında Allah'ı bulur ve O hesabını tam görür." (Nûr 24/39)
Bu ayet ile Nebe' 78/20 arasında kurulan bağ, kendi okumam olarak kaydedilecek bir şey ama dayanağı sağlamdır:
İki ayet birlikte okunduğunda ortaya çıkan şey şudur: o gün, hem insanın yaptığı en sağlam iş hem yeryüzünün en sağlam cismi aynı hale geliyor — uzaktan var, yakından yok.
Kâria bölümünde dağlar "atılmış yün" olmuştu; orada dönüşüm ağırlıktan hafifliğeydi. Burada dönüşüm başka bir eksende: varlıktan görüntüye.
Ve bu, sûrenin argümanına bağlanıyor. Sûrenin muhatabı dirilişi inkâr ediyor, çünkü ona gerçek olan bu dünya, hayalî olan âhiret gibi görünüyor. Yirminci ayet bu ayrımı tersine çeviriyor: bu dünyanın en sağlam cismi seraba dönüşecek.
Bunu bir okuma olarak kaydediyorum. Dayanağı, yedinci ve yirminci ayetlerdeki iki kelimenin karşıtlığıdır — ki bu karşıtlık metindedir.