إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا · وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًا
İnnehüm kânû lâ yercûne hisâbâ · Ve kezzebû bi-âyâtinâ kizzâbâ "Çünkü onlar bir hesap ummuyorlardı. Ve ayetlerimizi yalanladıkça yalanladılar."
Sıralama anlamlıdır: önce iç tavır, sonra dış davranış. Yalanlama, hesap ummamanın sonucudur — sebebi değil.
Bu tefsirde birkaç kez kaydedilen bir örüntünün tekrarıdır: Hümeze'de "sandı" (iç) "topladı ve saydı"ndan (dış) sonra gelip teşhis koymuştu. Burada iç tavır önce geliyor.
"Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin." (Kehf 18/110)
"Allah'ın rahmetini umarlar." (Bakara 2/218)
"Allah'ı ve âhiret gününü umanlar için…" (Ahzâb 33/21)
Şimdi ayete dönelim. Ayet "hesaptan korkmuyorlardı" demiyor. "Hesaba inanmıyorlardı" da demiyor. "Hesap ummuyorlardı" diyor.
Bir — hesap, umulacak bir şeydir. Fiilin olumlu çağrışımı kelimede duruyor. Yani ayet, hesabı bir tehdit olarak değil, bir beklenti nesnesi olarak konumlandırıyor. Hesap görülmesi istenen bir şeydir — çünkü hesap görülmezse haksızlık kalıcı olur.
İki — inkâr, bir inanç meselesi değil bir beklenti meselesidir. Ayet zihinsel bir kabulden söz etmiyor; bir yönelimden söz ediyor. İnsan bir şeyi ummadığında, o şeyi hesaba katmadan yaşar.
Ve bu ayrım pratikte belirleyicidir. Bir insan hesabın varlığını teorik olarak kabul edip hiç ummadan yaşayabilir. Ayetin teşhisi bunu da kapsar.
Üç — رَجَا fiilinin ikinci anlamı. Dilciler, bu fiilin olumsuz cümlelerde bazen korkmak, hesaba katmak, önemsemek anlamına geldiğini kaydeder. Kur'an bunu doğrular:
"Size ne oluyor ki Allah için bir ağırbaşlılık ummuyorsunuz?" (Nûh 71/13 — mâ leküm lâ tercûne lillâhi vekārâ)
Bu tefsirde birkaç kez kaydedildiği gibi (özellikle Bakara 2/6'da), küfür, bilmemek değildir; bildiğinin üstünü örtmektir.
Bir insanın hayatını düzenleyen şey, inandığı önermeler listesi değil; beklediği şeylerdir. Yarın işe gideceğini bekleyen kişi bu akşam ona göre davranır. Hiçbir hesap beklemeyen kişi de ona göre davranır.
Ve dikkat: bu, kişinin kendisi hakkında bildiği bir şey olmayabilir. Beklentiler bilinçli kararlar değildir; davranışın içine yerleşirler.
Aynı kelime, iki grubun akıbetinde. Aşağıda otuz altıncı ayette bu bağa dönülecek; şimdilik kaydediyorum: hesabı ummayan hesapla karşılaşıyor, hesabı uman hesaplı bir bağış alıyor.
Burada dikkat: كَذَبَ (yalan söyledi) ile كَذَّبَ (yalanladı) farklıdır. Birincisi kendisi yalan söyler; ikincisi başkasının söylediğine yalan der. Ayette ikincisi var.
Kezzebe fiilinin normal masdarı تَكْذِيب (tekzîb)dir. Ama ayette كِذَّاب geliyor — yani fi'âl vezninde bir masdar.
Dilciler bunu şöyle açıklar: Yemen lehçesinde tef'îl babının masdarı çoğu zaman fi'âl vezninde gelir. Kezzebe → kizzâb, kelleme → killâm gibi. Bu, Arapçanın lehçe çeşitliliğinin Kur'an'da görünen örneklerinden biridir.
Kelimenin buradaki işlevi mef'ûl-i mutlaktır: fiili kendi masdarıyla pekiştirmek. Türkçede en yakın karşılığı ikilemedir: "yalanladıkça yalanladılar", "yalanlamakla yalanladılar."
Ve bu kelime sûrede iki kez geçiyor — ki bu, meâb ve hisâb gibi, sûrenin kurduğu ikili yapının bir parçasıdır:
| Ayet | İfade | Nerede |
|---|---|---|
| 78/28 | kezzebû bi-âyâtinâ kizzâbâ | Dünyada, inkârcıların yaptığı |
| 78/35 | lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ | Cennette, işitilmeyen şey |
Bu, doğrulanabilir bir kelime tekrarıdır. Otuz beşinci ayetteki kelimenin anlamı üzerinde ayrıca ihtilaf vardır (yalan mı, yalanlama mı) ve orada ele alınacak.
آيَة — işaret, alâmet, delil. Kelime Kur'an'da üç şeyi birden karşılar: (1) Kur'an'ın cümleleri, (2) tabiattaki işaretler, (3) peygamberlere verilen mucizeler.
- Kur'an'ın ayetleri: Muhataplar vahyi yalanlıyorlardı.
- Tabiattaki işaretler: Altıncı-on altıncı ayetlerde sayılanlar. Sûre onları saydıktan sonra "ayetlerimizi yalanladılar" diyorsa, sayılanların da ayet olduğu anlaşılır.
İkinci okuma sûrenin yapısıyla özellikle uyumludur ve kaydedilmeye değer: sûre on bir ayet boyunca yeryüzünü saydı. Ve şimdi diyor ki: bunları yalanladılar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; ama tabiattaki işaretlerin Kur'an'da âyet diye anıldığı tartışmasızdır: "Göklerin ve yerin yaratılışında… akıl sahipleri için ayetler vardır" (Âl-i İmrân 3/190).