وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا
Altıncı ve yedinci ayetlerde fiil جَعَلَ idi. Burada خَلَقَya geçiliyor, ve bir sonraki ayette tekrar cealeye dönülecek.
Yukarıda kaydedilen ayrım burada işliyor: ceale var olanı düzenlemeyi, halaka var etmeyi bildirir. Ve insan için yaratma fiili kullanılıyor.
Ayrıca soru kalıbından da çıkılıyor: altıncı ayet "yapmadık mı?" idi; bu ayet düz bir haber cümlesi. Nahivciler bunu, soru kalıbının anlamca devam ettiği (yani "sizi çift yaratmadık mı?" anlamına geldiği) şeklinde açıklar; bir kısmı ise cümlenin başladığı yerde kalıbın değiştiğini kabul eder.
Burada Türkçe konuşan için bir tuzak var ve önce onu temizlemek gerekiyor. Arapçada زَوْج "çift" değil, "çiftin bir teki"dir. Yani bir kişi, eşinin zevcidir; ikisi birden zevcân (iki tek) olur.
Türkçede "zevç" ve "zevce" kelimeleri bu ayrımı korumuştur, ama "çift" kelimesi ikisini birden karşılar. Kur'an'ı okurken bu fark önemlidir.
Kelimenin asıl anlamı şudur: başka birinin yanında olmakla tamamlanan. Tek başına zevc olunmaz; zevc olmak için bir eş gerekir. Yani kelime, bir varlığı kendisiyle değil, ilişkisiyle tarif eder.
| Görüş | İzah | Dayanağı |
|---|---|---|
| Erkek ve dişi | İnsan cinsi iki eş halinde yaratılmıştır | Kelimenin en yaygın kullanımı; Necm 53/45: "İki eşi — erkeği ve dişiyi — O yarattı" |
| Sınıf sınıf, çeşit çeşit | Ezvâc Arapçada "türler, sınıflar" anlamında da kullanılır; insanlar farklı hallerde yaratılmıştır: uzun-kısa, zengin-fakir, siyah-beyaz | Kur'an'da ezvâcın "çeşit" anlamındaki kullanımı: "Bitkilerden güzel çiftler bitirdik" (Lokmân 31/10; Kāf 50/7) |
Bir gözlem. Bu tabloda sayılan on bir öğeden yalnızca biri insanın kendisidir — ve o da bir ilişki kelimesiyle anılıyor.
Yeryüzü, dağ, uyku, gece, gündüz, gök, güneş, bulut, tane, bahçe: hepsi insanın dışında olan şeyler. Sekizinci ayette sûre bir an için dışarıdan içeriye dönüyor ve insanın kendisini sayıyor. Ama insanı tek başına bir varlık olarak değil, eşleşmiş bir varlık olarak sayıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum. Ve şu sonucu çıkarıyorum: sûre, insanı da tablonun bir parçası olarak sayıyor — yani insan, kendisi için hazırlanmış evin dışında duran bir seyirci değil, evin döşemesinin bir parçası.
"İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor? O, akıtılan meniden bir damla değil miydi? Sonra bir kan pıhtısı oldu; derken [Allah onu] yarattı ve düzenledi. Ondan iki eşi — erkeği ve dişiyi — var etti. Bunu yapan, ölüleri diriltmeye kadir değil midir?" (Kıyâme 75/36-40)
Bu ayet dizisi, Nebe' sûresinin argümanının açık halidir: eşleşmiş yaratılış, ikinci yaratılışın delilidir.
Ve Bakara 2/28'de kaydedilen dört aşamalı delil de aynı yerden işliyordu: "Ölüydünüz, sizi diriltti…" — itiraz edilen aşama, zaten gerçekleşmiş olan aşamanın tekrarıdır.