قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ · أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
Bu, dikkat edilmesi gereken bir tercihtir. Ayet bütün kalplerden söz etmiyor; bazı kalplerden söz ediyor.
Yani sûre daha sekizinci ayette bir ayrım yapıyor — ama ayrımın kimler arasında olduğunu söylemiyor. Kimin kalbi çarpıyor, kimin çarpmıyor: belirtilmiyor.
Kalp — kısa bir not. قَلْب, Kur'an'da duygu organı değil; anlama, karar verme ve yönelme merkezidir. Kökü ق-ل-ب olup "çevirmek, döndürmek" anlamındadır — kalbin bu adı taşıması, halden hale dönmesiyle açıklanır. Bu tefsirde Bakara bölümünde kalbin mühürlenmesi bahsinde işlendi.
"Allah'ın onlardan [alıp] Peygamberine verdiği ganimete gelince: siz onun için ne at ne deve koşturdunuz." (Haşr 59/6)
Türkçede "yüreği küt küt atmak", "kalbi yerinden çıkacak gibi olmak" ifadeleri bunu karşılar. Ama Arapçadaki resim daha somut: göğüs kafesinin içinde koşan bir hayvan.
Kelime ism-i fâildir ve müennestir — bu sûrenin ilk dokuz ayetindeki üçüncü dişil ism-i fâil (râcife, râdife, vâcife, hâşia).
Kök: خ-ش-ع. Bu kök Bakara 2/45'te işlendi ve oradaki tespite dayanılacak.
Orada kaydedilen şuydu: kökün anlamı yumuşamak, alçalmak, eğilmektir; Kur'an bu kökü toprak için de kullanır ("Yeryüzünü kupkuru — hâşia — görürsün; üzerine su indirdiğimizde kıpırdar, kabarır" — Fussilet 41/39); huşû, sertliğin kırılması, kabuğun yumuşaması, gelen şeyi içine alabilir hale gelmektir.
"Gözleri düşük, kendilerini bir zillet bürümüş halde kabirlerden çıkarlar." (Meâric 70/44)
"Gözleri düşük halde onları saran bir zillet…" (Kalem 68/43)
"Gözleri düşük halde, sanki yayılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar." (Kamer 54/7 — bu ayet Kâria bölümünde de anılmıştı)
Ve bu, Bakara'daki tespitle uyumludur: huşû, sertliğin kırılmasıdır. Dik bakış bir sertliktir; düşmüş bakış o sertliğin kırıldığını gösterir.
Bakara'da huşû övülen bir haldi; burada bir korku belirtisi. İki kullanım çelişmiyor: kelime bir tavrı değil, bir hâli adlandırıyor — eğilmişlik. Eğilmenin iyi mi kötü mü olduğu, kimin önünde ve niçin eğildiğine bağlıdır.
Bu, Kâria bölümünde mebsûs için ve Nebe' bölümünde mihâd için kaydedilen ilkenin aynısıdır: kelime kendinde olumlu ya da olumsuz değildir.
| Kalpler (8) | Gözler (9) | |
|---|---|---|
| Kelime | وَاجِفَة — koşan | خَٰشِعَة — düşük |
| Konum | İçeride | Dışarıda |
| Hareket | Aşırı hareket | Hareketsizlik |
| Görünürlük | Görünmez | Görünür |
Bu, korkunun en tanınabilir tarifidir: içeride kopan fırtına, dışarıda sadece kaldıramayan bir bakış olarak görünür.
Ve iki ayet birbirine bağlanmış: dokuzuncu ayet sekizinci ayete bağlaçsız geliyor ve أَبْصَٰرُهَا zamiri قُلُوبٌa dönüyor.
Bir gramer nüktesi. "Kalplerin gözleri" ifadesi Arapçada tuhaftır — gözler kalplere değil, kişilere aittir.
Nahivcilerin izahı şudur: burada mecaz-ı mürsel vardır; kulûb denerek sahipleri kastedilmiştir. Yani "o gün birtakım kalpler [sahipleri] çarpar; onların gözleri düşüktür."
Bir kısım nahivci ise bunu bir isnâd-ı mecâzî sayar. Kâria bölümünde îşetin râdıye için kaydedilen benzer bir durumdu.
Ve bir okuma daha mümkün ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ifade, kişiyi kalbine indirgiyor. O gün insan, adıyla ya da bedeniyle değil, kalbiyle anılıyor. Sûre bu sahnede insanı tarif ederken önce iç organı sayıyor, sonra ona ait bir dış organ.