وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
| Ayet | Reddedilen | Nereye bakıyor |
|---|---|---|
| 22 | mecnûn | Alıcı — arkadaşınız |
| 24 | danîn / zanîn | Aktarım — eksiltme, töhmet |
| 25 | kavlü şeytân | Kaynak — nereden geliyor |
Üçü birlikte bir haberin sorgulanacağı bütün noktaları kapatıyor: kimden aldın, nasıl aktardın, kimden geldi.
1. Taşlamak, taş atmak; kovmak, uzaklaştırmak. Recîm — taşlanmış, kovulmuş. Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm kalıbındaki kelime budur. 2. Bilmeden konuşmak, atmak, tahminde bulunmak. Kur'an'da açıkça geçer:
"...gaybı taşlayarak (رَجْمًۢا بِٱلْغَيْبِ)..." (Kehf 18/22)
- 24. ayet: "O, el-ğayb konusunda esirgeyen/töhmetli değildir."
- 25. ayet: "O, recîm bir şeytanın sözü değildir."
İki ayet, Kehf 18/22'de bir arada duran iki kelimeyi taşıyor: ğayb ve recm. Ve racmen bi'l-ğayb, tam olarak "gayb hakkında atıp tutmak" demek.
Bu bağı kendi okumam olarak kaydediyorum; kelimelerin Kur'an içindeki kullanımına dayanıyor ve zorlama değil.
Kâhin, cahiliye Arabistan'ında görünmeyenden haber verdiği kabul edilen kişiydi. İşleyişine dair yaygın anlayış şuydu: kâhinin bir cin ya da şeytan yardımcısı olur; o, gökten duyduklarını getirir; kâhin de bunu secili, kafiyeli, kapalı bir dille aktarır.
Yani muhatabın elinde, Kur'an'ı yerleştirebileceği hazır bir kategori vardı. Kafiyeli konuşan, görünmeyenden haber veren biri — kâhindir.
Sûrenin 19-25. ayetleri tam olarak bu kategoriyi reddediyor. Ve reddetme yöntemi dikkate değer: kategoriyi inkâr etmiyor, kanalın niteliklerini sayıyor. Kâhinin kanalı gizli, denetimsiz, kovulmuş bir varlığa dayanır. Buradaki kanal ise: konumu belli, yetkisi belli, güvenilirliği belirtilmiş, ve görülmüş.
"Onu şeytanlar indirmedi. Bu onlara yaraşmaz, buna güçleri de yetmez. Çünkü onlar, işitmekten uzaklaştırılmışlardır." (Şuarâ 26/210-212)