وَإِذَا ٱلْكَوَاكِبُ ٱنتَثَرَتْ
Tekili: كَوْكَب. Kelime, gökyüzündeki parlak cisimleri adlandırır. Modern Arapçada kevkeb "gezegen", necm "yıldız" anlamında ayrışmıştır; ama bu ayrım klasik Arapçada yoktu ve ayete bu ayrımı geriye doğru yüklemek doğru değildir. Klasik kullanımda kevkeb, gökyüzünde görünen parlak cisimdir — ayrım astronomik değil, görsel bir ayrımdır.
- "Babacığım! Ben on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm." (Yûsuf 12/4). Yûsuf'un rüyası.
- "Üzerine gece basınca bir yıldız gördü." (En'âm 6/76). İbrâhim'in kıssası.
- "Sanki inci gibi parlayan bir yıldız." (Nûr 24/35). Nûr ayetindeki kandil benzetmesi.
- "Biz en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik." (Sâffât 37/6).
Bu sonuncusu ayetimiz için doğrudan anlamlıdır. Sâffât 37/6, yıldızları zînet — süs — olarak niteler. Süs, tanımı gereği düzenlenmiş bir şeydir; rastgele dağılmış nesnelere süs denmez. Bir kolyeyi süs yapan şey, boncukların varlığı değil diziliş biçimidir.
İşte İnfitâr 82/2 tam olarak o dizilişin bozulmasını anlatıyor.
Kök: ن-ث-ر. Somut anlamı: saçmak, serpmek, dağıtmak. Ve kelimenin ayırt edici özelliği, saçılan şeyin cinsindedir: nesr, Arapçada özellikle kuru ve küçük taneli şeylerin saçılması için kullanılır — inci, tohum, tahıl, boncuk.
- nisâr — saçılan şey; bir düğünde saçılan para ya da şeker.
- mensûr — saçılmış.
- intesara (iftiâl babı) — dağıldı, saçıldı; ayetteki fiil.
- نَظْم (nazm) — dizilmiş söz, yani şiir. Kök anlamı: inciyi ipe dizmek. Nizâm (düzen) da bu köktendir.
- نَثْر (nesr) — saçılmış söz, yani düzyazı. Yani "ipe dizilmemiş", serbest bırakılmış olan.
İki terim aynı görüntüden alınmıştır: inci. İpe dizilmiş inci nazm, dökülmüş inci nesrdir. İnci ikisinde de aynı incidir; değişen tek şey aralarındaki bağdır.
Ayet bu görüntüyü yıldızlara uyguluyor. Yıldızlar yok olmuyor; düzenleri bozuluyor. Sâffât 37/6'da "süs" denen şey, süsün maddesi değil düzeniydi; burada kaldırılan da o düzendir.
Bu, sûrenin ilk ayetiyle aynı fikri sürdürüyor. Gök yarıldı — kapalılık gitti. Yıldızlar saçıldı — düzen gitti. İkisinde de yok olan şey nesne değil, ilişkidir.
- "Yaptıkları her işi ele alıp onu saçılmış toz hâline getirdik." (Furkân 25/23). Hebâen mensûrâ — havada uçuşan, tutulamayan, bir araya getirilemeyen toz. Burada saçılan şey amellerdir.
- "Etraflarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış inciler sanırsın." (İnsân 76/19). Lü'lüen mensûrâ.
Bu iki ayet birlikte, kelimenin yargı taşımadığını gösteriyor. Aynı kelime bir yerde amellerin boşa çıkışını, bir başka yerde cennetin güzelliğini anlatıyor. Saçılmak kendinde kötü değildir; kötü olan, düzenli olması gereken bir şeyin saçılmasıdır.
Yıldızlar için saçılmak bir bozulmadır, çünkü onların işlevi düzenlerindeydi: yön bulmak, vakit hesaplamak, mevsim bilmek. Kur'an bunu ayrıca söyler: "Karanın ve denizin karanlıklarında onlarla yol bulasınız diye yıldızları sizin için yarattı." (En'âm 6/97).
Ayetin söylediği şey, bu ışıkta somutlaşıyor: insanın yön bulmak için baktığı şey artık yön göstermiyor.
"Yıldızlar döküldüğünde." (Tekvîr 81/2) — انكدرت (inkederat).
Kök ك-د-ر: bulanmak, kararmak, ışığını kaybetmek. Kedir — bulanık su. Fiil ayrıca "yukarıdan aşağı dökülmek" anlamında da açıklanır (kuşun süzülüp inmesi için kullanılan bir fiilden).
| Tekvîr 81/2 | İnfitâr 82/2 | |
|---|---|---|
| Kelime | نجوم (nücûm) | كواكب (kevâkib) |
| Fiil | انكدرت — karardı / döküldü | انتثرت — saçıldı |
| Kaybolan | Işık | Düzen |
Aynı olayın iki ayrı yönü. Biri yıldızın kendisinde olanı, diğeri yıldızlar arasındaki ilişkide olanı anlatıyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; iki sûrenin bilinçli bir işbölümü yaptığı iddiasında değilim.