إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
İzâ tütlâ aleyhi âyâtünâ kāle esâtîru'l-evvelîn "Ayetlerimiz ona okunduğunda 'eskilerin masalları' der."
Bir önceki ayette küllü mu'tedin esîm — tekil bir tarif. Burada zamir tekil devam ediyor: aleyhi (ona), kāle (dedi).
Bu, Hümeze bölümünde kaydedilen küll meselesidir: küll lafzen tekil, mânen çoğuldur ve Arapçada ikisine göre de zamir kullanılabilir.
Ve orada kaydedildiği gibi tilâvet (okuma) bu köktendir: okumak, harflerin birbirini izlemesidir. Kelimenin merkezinde ses değil, sıra vardır.
Fiil burada meçhuldür: tütlâ — okunduğunda. Okuyanın kim olduğu söylenmiyor. Bu, dikkatin okuyandan okunana kaymasını sağlıyor.
Ve fiil muzari + izâ: sürekli tekrarlanan bir durum. Bir kez olmuş bir olay değil; her seferinde aynı şey oluyor.
Kelimenin Kur'an'daki kullanımı iki yönlüdür: hem kâinattaki işaretler hem vahyin cümleleri. İkisi de "gösteren, işaret eden" anlamındadır.
Tamlama birinci çoğul şahsa yapılmış: âyâtü-nâ — "bizim ayetlerimiz". Sûre boyunca kullanılan tek "biz" zamiri burasıdır.
Bu tercih anlamlıdır: ayet, reddedilen şeyin kime ait olduğunu belirtiyor. Kişi "bir metin" reddetmiyor; sahibi belli olan bir söz reddediyor.
Satr — çizgi, satır, dizi. Setera — çizgi çizdi, satır satır yazdı. Mistar — cetvel. Müsattar — satırlanmış, yazılmış.
Kur'an kökü doğrudan kullanır: "Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun." (Kalem 68/1) — Alak bölümünde bu ayet anılmıştı.
أَسَاطِير, çoğul bir kelimedir. Tekili konusunda dilciler ayrılır: üstûre mi, istâr/estâr mı? Bazı dilciler kelimeyi cemü'l-cem' (çoğulun çoğulu) sayar. Bu tartışmayı kaydetmekle yetiniyorum.
(Kelimenin Arapçaya dışarıdan girmiş olabileceğine dair modern tartışmalar vardır; kesin bir şey söyleyemediğim için bu konuya girmiyorum. Arapçadaki س-ط-ر kökünden türetilmesi, klasik kaynakların verdiği açıklamadır.)
Esâtîru'l-evvelîn tamlaması Kur'an'da birkaç yerde tekrarlanır ve hep aynı ağızlardan çıkar: vahyi reddedenlerin ağzından.
"Yalandır" demek bir iddiadır ve tartışmayı başlatır: neden yalan olduğunu göstermek gerekir. "Eskilerin masalları" demek ise bir iddia değil, bir sınıflandırmadır. Metni bir kategoriye koyup kapatır.
Ve o kategori özellikle seçilmiştir: masal, doğru ya da yanlış olmayan bir şeydir. Bir masala "yanlış" denmez; masal zaten doğruluk iddiası taşımaz. Yani metni masal kategorisine koymak, onu doğruluk tartışmasının dışına çıkarmaktır.
Ve tam da bu yüzden 12. ayetin teşhisini doğruluyor. Delil gerektirmeyen bir itiraz, delile dayanan bir kanaat değildir. Kişi metni incelemiş ve reddetmiş değil; incelemeye gerek olmadığını ilan etmiştir.
Bir katman daha var. Esâtîr, "eskilerin" yazdıklarıdır. Yani itiraz, metnin eskiliğine dayanıyor: bu yeni bir şey değil, daha önce anlatılmış hikâyelerin tekrarı.
Bu varsayım, Kur'an'ın kendi iddiasıyla doğrudan çelişir; çünkü Kur'an kendisini yeni bir şey olarak değil, önceki elçilerin getirdiğinin doğrulayıcısı olarak sunar. Beyyine bölümünde bu mesele ele alınmıştı.
| Ayet | Kelime | Kök | Ne için |
|---|---|---|---|
| 7, 9, 18, 20 | كتاب | ك-ت-ب | Amel defteri |
| 9, 20 | مرقوم | ر-ق-م | Kaydın niteliği: işaretlenmiş |
| 13 | أساطير | س-ط-ر | İnkârcının vahye taktığı ad: yazılmış eski şeyler |
Ve ortaya şu tablo çıkıyor: vahyi "eskilerin yazdıkları" diye reddeden kişi hakkında, kendisi hakkında tutulan bir yazı vardır. O yazıyı reddedemez, çünkü ondan haberi bile yoktur.
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum. Üç kökün sûrede bulunması metnin verisidir; aralarında kurduğum karşıtlık bir yorumdur.