وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ
- لَقِيَ — karşılaştı, kavuştu. Likā — buluşma.
- أَلْقَىٰ (if'âl babı) — attı, bıraktı, karşıya çıkardı. Ettirgen: bir şeyi karşılaşma konumuna getirmek.
Bu ayrıntı iki ayet sonra karşımıza çıkacak. Altıncı ayet fe-mülâkîhi (O'na kavuşacaksın) diyecek — aynı kökün mufâale babı. Yani:
İki fiil aynı köktendir. Yerin yaptığı iş ile insanın başına gelen iş, dilin içinde aynı hareketin iki yüzü olarak duruyor: örtülü olan karşıya çıkıyor.
Bu belirsizlik kasıtlıdır ve Kur'an'ın başka yerlerdeki tarifleriyle birleştiğinde ne kastedildiği anlaşılır:
"Yer, ağırlıklarını (eskālehâ) dışarı çıkardığı zaman." (Zilzâl 99/2)
Zilzâl bölümünde kaydedildiği gibi, oradaki eskāl için müfessirler iki şey söyler: gömülü ölüler ve gömülü hazineler. İnşikâk daha da açık bırakıyor: ne varsa.
| Zilzâl 99/2 | İnşikâk 84/4 | |
|---|---|---|
| Fiil | أَخْرَجَتْ — çıkardı | أَلْقَتْ — attı |
| Görüntü | İçeriden dışarı taşıma | Fırlatıp atma |
| Ton | Teslim etme | Kurtulma |
Kök: خ-ل-و. Boş olmak, içinde bir şey bulunmamak. Halâ' — boşluk; hâlî — boş; halvet — yalnız kalma, boşalma.
Ayetteki fiil تَفَعُّل (tefe''ul) babındadır: tehallet. Bu bab Arapçada iki şey bildirir ve ikisi de burada işliyor:
1. Tekellüf — çaba göstererek yapmak. Tesabbür, sabretmeye çalışmaktır; tehallüm, hilim göstermeye çalışmaktır. Buna göre tehallet: yer, boşalmak için kendini zorladı; içinde ne varsa çıkarmak için uğraştı.
İkincisi birincinin sonucu gibi görünüyor ve fazlalık sayılabilirdi: içindekini atan zaten boşalmıştır. Ama tekrar değil.
Fark şu: birinci fiil bir işi anlatıyor, ikincisi bir hali. Yer sadece içindekini atmıyor; atma işi bittikten sonra bir boşluk halinde kalıyor. Ve o boşluk, insan için tarif edilen sahnenin zeminidir: dümdüz, bomboş, saklanacak hiçbir yeri olmayan bir yüzey.
Kur'an aynı fikri başka bir sûrede tersinden söyler: "O gün insan 'Kaçacak yer nerede?' der. Hayır, sığınacak yer yoktur" (Kıyâme 75/10-11).