وَٱلْيَوْمِ ٱلْمَوْعُودِ
Kök: و-ع-د. Söz vermek, bir şeyin olacağını bildirmek. Kur'an bu kökü hem iyi hem kötü haber için kullanır; kötü haber için ayrıca إِيعَاد / وَعِيد (va'îd — tehdit) biçimi vardır.
مَوْعُود ism-i mef'ûldür: "vaad edilmiş olan". Yani gün, kendisi bir söz konusu olarak tarif ediliyor.
Bu kelimenin seçimi anlamlıdır. Ayet "kıyamet günü" ya da "hesap günü" demiyor. "Sözü verilmiş gün" diyor — yani günü tanımlayan şey, içinde olacaklar değil, hakkında verilmiş söz.
Müfessirlerin çoğunluğu bunu kıyamet günü diye açıklar ve bağlam bunu destekler: sûre bir hesap sûresidir.
Sûrenin bütün gerilimi şudur: zalimler dünyada cezalandırılmadı, mazlumlar dünyada kurtarılmadı. Öyleyse hüküm nerede?
İkinci ayet, o "nerede"nin adıdır. Sûre daha ilk yeminlerinde, hesabın hangi zeminde görüleceğini söylüyor.
Ve bir şey daha: mev'ûd kelimesi bir söze işaret ediyor. Sûrenin son iki ayeti de bir söze (Kur'an'a) işaret edecek. Yani sûre, bir sözle açılıp bir sözle kapanıyor.