فَمَهِّلِ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًۢا
Baştaki fâ, önceki iki ayetin sonucunu bildiriyor: madem karşılık verilecek, senin şu an yapman gereken şey beklemektir.
Yani emir, bir eylem emri değil; bir eylemsizlik emri. Muhataptan istenen şey karşılık vermek değil, karşılığın verileceğini bilerek beklemektir.
- مَهْل (mehl) — teennî, ağırdan alma. Alâ mehlin — yavaş yavaş, acele etmeden.
- مُهْلَة (mühlet) — tanınan süre. Türkçedeki "mühlet" doğrudan buradan.
- إِمْهَال / تَمْهِيل — süre tanımak.
Not: Kur'an'da bir de مُهْل (mühl) kelimesi geçer — erimiş maden, kaynayan tortu (Kehf 18/29; Meâric 70/8; Duhân 44/45). Bu kelimenin bu kökle ilişkisi tartışmalıdır; burada bir bağ kurmuyorum.
Dilciler bu iki kalıp arasında bir fark bulunduğunu söylerler; ancak farkın ne olduğu konusunda birleşmezler. Kimi imhâli daha yumuşak ve "kendi haline bırakma"ya yakın sayar; kimi temhîli daha uzun bir süre olarak görür. Kesin bir ayrım koymuyorum, çünkü nakiller birbiriyle uyuşmuyor.
Kesin olan şudur: aynı anlamı taşıyan iki fiilin arka arkaya getirilmesi pekiştirmedir. Ve arada bağlaç yok — "mehhil ve emhil" denmemiş. Arapçada iki cümle arasında bağlaç düşürülmesi (fasl), ikincisinin birincinin açıklaması ya da tekidi olduğunu gösterir. İhlâs 112/2'de aynı olguyu görmüştük.
- رَادَ / إِرْوَاد — yavaşça, teennî ile hareket etmek.
- رَائِد — öncü, keşif için önden giden. (Bugünkü Arapçada "pilot" ve "öncü" anlamlarında kullanılır.)
- إِرَادَة (irade) — isteme. Aynı kökten sayılır; dilciler bunu "bir şeye doğru yönelme" üzerinden bağlar.
Kalıp: تَصْغِير (ismin küçültülmesi). Rüveyd, rûd'un küçültülmüş biçimidir. Arapçada tasgîr kalıbı (fu'ayl) bir şeyin küçüklüğünü, azlığını ya da kısalığını bildirir.
Yani kelime iki kez küçültülmüş sayılabilir: kök zaten "yavaşlık" bildiriyor, kalıp da onu küçültüyor. Sonuç: "azıcık, birazcık, kısa bir süre."
Gramer. Rüveyden mansûbdur ve nahivciler onu ya mef'ûl-i mutlak (emhilhüm imhâlen rüveyden) ya da hâl olarak çözümler. Anlam bakımından fark küçüktür.
Onlar bir tuzak kuruyorlar. Ben de bir tuzak kuruyorum. Öyleyse kâfirlere mühlet ver — onlara azıcık mühlet ver.
On yedinci ayet ise bir tehdit değil, bir sabır emridir. Ve son kelimesi, sûrenin bütün metnindeki en küçük, en yumuşak kelimedir: rüveydâ.
Bir metnin bu şekilde bitmesi dikkat çekicidir. Beklenen kapanış bir tehdidin yükseltilmesiydi. Onun yerine ses alçalıyor.
"Beni, nimet içindeki o yalanlayıcılarla baş başa bırak ve onlara biraz mühlet ver" (Müzzemmil 73/11).
"Azıcık" ifadesinin ölçüsü kimin ölçüsüdür? Bekleyen için süre uzundur; sonucu bilen için kısadır. Kelime, süreyi sonucun tarafından ölçüyor.
Bunun muhataba söylediği şey şudur: senin ölçünle uzun görünen şey, meselenin ölçüsüyle kısadır. Bu bir teselli cümlesidir, bir tehdit cümlesi değil — ve muhatabı da tuzak kuranlar değil, tuzağa maruz kalandır.
Kök: ك-ف-ر. Bu kök Bakara 2/6'da küfr vesilesiyle işlendi; orada kaydedilen şuydu: kökün somut anlamı örtmektir — ekinci tohumu toprakla örttüğü için Arapçada kâfir diye anılır.
Buraya ait olan tek nokta STYLE gereği kaydedilmelidir: kelime bir vasıf bildirir, bir grup adı değildir. Ayetin tarif ettiği, tuzak kuran ve sözü şaka sayan bir tutumdur; kim o tutumu taşırsa tarife dahildir. Bu tefsirde bir etnik ya da dinî grup hakkında toptan hüküm kurulmaz.