وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ
Kök: ج-و-ب. Anlamı kesmek, delmek, oymak, bir şeyin içinden geçmek. Câbe'l-arda — yeri kat etti, aşıp geçti.
Kelimenin somut tadı şudur: bir kütlenin içine girip onu açmak. Sadece kesmek değil; içinden bir yol veya boşluk çıkarmak.
Bu bağı kurmak öğreticidir. Cevâb, sorunun karşılığını kesip getiren şeydir; icâbe ve isticâbe de aynı kökten — çağrıya karşılık vermek. Kökün ortak fikri, bir şeyin karşısına geçip onu karşılamaktır: kayanın karşısına geçip onu yarmak, sorunun karşısına geçip onu karşılamak.
Buradan çıkan gözlemi kendi okumam olarak ve ölçülü biçimde kaydediyorum: Semûd, kayaya cevap verebilen bir kavimdi; kendisine söylenene cevap veremedi. Aynı kökten iki iş — biri yapıldı, biri yapılmadı. Bunu bir belâgat iddiası olarak sunmuyorum; kelimenin taşıdığı yankı olarak kaydediyorum.
Bu, dördüncü ayetteki yesri ile aynı olgudur: fasıla uyumu için sondaki yâ'nın düşürülmesi. Sûre aynı işlemi iki kez yapıyor ve ikisinde de sebep aynı: ayet sonlarının -âd / -r sesine oturması.
Bir gözlem eklemek isterim, kendi okumam olarak: sûrenin bu bölümündeki dokuz ayet (6-14) neredeyse tamamen aynı sesle kapanıyor — Âd, imâd, bilâd, vâd, evtâd, bilâd, fesâd, azâb, mirsâd. Dokuzun sekizi -âd sesiyle bitiyor. Bu kadar sıkı bir ses birliği, bölümü tek bir blok haline getiriyor: üç kavim, azgınlıkları ve karşılıkları, kulakta tek bir zincir olarak duruyor.
Semûd kıssası Şems sûresinde tam olarak işlendi: Kur'an'ın söyledikleri, rivayetin eklediği ve tarihî çerçeve ayrı ayrı verildi. Tekrarlamıyorum.
Orada kaydedilenler arasında bu ayet zaten geçiyordu: "Dağları yontarak evler yapmışlardır (A'râf 7/74; Hicr 15/82; Şuarâ 26/149). Fecr sûresinde 'vadide kayaları oyanlar' diye anılırlar (Fecr 89/9)." O bağı buradan kapatıyorum.
Buraya ait olan tek yeni şey, kelimenin seçimidir. Kur'an başka yerlerde yenhıtûne mine'l-cibâli büyûten der — "dağlardan evler yontuyorlar." Burada ise fiil câbû: oydular, yarıp geçtiler. Ev kelimesi yok, sadece kaya ve fiil var. Sûre yapının ne olduğuyla değil, kayanın yarılmış olmasıyla ilgileniyor.
Bu tercih anlamlıdır, çünkü sûrenin bu bölümünde üç kavim de yaptıkları iş ile anılıyor, kurdukları hayat ile değil.
Şems bahsinde düşülen kaydı burada tekrar etmem gerekiyor, çünkü Fecr'in bu ayeti, o kaydın en çok ihtiyaç duyulduğu ayettir. "Vadide kayaları oyanlar" ifadesi, bugün fotoğrafı çekilen kaya cepheleriyle doğrudan eşleştirilmeye en açık cümledir.
Kur'an'ın "dağları yontarak evler yaptılar" tarifi, Kuzeybatı Arabistan'daki el-Hicr (bugünkü adıyla Medâin Sâlih) bölgesindeki kaya yontma mezar cepheleriyle ilişkilendirilir. Burada dikkatli olmak gerekiyor: bugün ayakta duran anıtsal cepheler Nabatî dönemine (yaklaşık MÖ 1. – MS 1. yüzyıl) aittir. Semûd ise ondan çok daha eskiye tarihlenen bir topluluktur. Yani bölgedeki kaya yontma geleneği bir devamlılık gösterir, ama bugün turistlerin gördüğü yapılar Semûd'un yapıları değildir.
Bu ayrımı korumak gerekiyor. "İşte Semûd'un evleri" demek kolay ve etkileyicidir; ama yanlıştır, ve yanlış olduğu anlaşıldığında metne de zarar verir.
Şems bahsinde kaydedilen ikinci şey de burada geçerlidir: Semûd, Kur'an'ın muhatapları için efsanevî bir ad değildi. Mekke'den Şam'a giden kervan yolu bölgeden geçiyordu. Sûre bir masal anlatmıyor; muhatabın yol üstünde gördüğü bir harabeden söz ediyor.