مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَن يَعْمُرُوا۟ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ شَٰهِدِينَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِم بِٱلْكُفْرِ · إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ
Mâ kâne li'l-müşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfüsihim bi'l-küfr; ülâike habitat a'mâlühüm ve fi'n-nâri hüm hâlidûn · İnnemâ ya'muru mesâcidallâhi men âmene billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri ve ekâme's-salâte ve âte'z-zekâte ve lem yahşe illallâh; fe-asâ ülâike en yekûnû mine'l-mühtedîn
"Müşriklerin, kendi küfürlerine kendileri şahitlik ederken Allah'ın mescitlerini imar etmeleri olacak şey değildir. Onların amelleri boşa gitmiştir ve ateşte kalıcıdırlar. · Allah'ın mescitlerini ancak, Allah'a ve âhiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimse imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur."
| Türev | Anlam |
|---|---|
| عُمْر (ömür) | Yaşam süresi — bir bedende kalma süresi |
| عِمَارَة (imâret) | Bir yeri bakımlı ve işler hâlde tutmak |
| عُمْرَة (umre) | Bir mekânı ziyaret |
| مَعْمُور (ma'mûr) | Şenlendirilmiş, işler hâlde |
| ٱسْتَعْمَرَ (iste'mera) | İmar etmesini istemek |
Kelimenin merkezinde tek bir fikir var ve bu, ayetin anlaşılması için belirleyicidir: imâret, bir yapıyı dikmek değil, orayı canlı tutmaktır. Ömür kelimesiyle aynı kökten olması bunu gösterir: bir yer, içinde geçirilen zamanla "ma'mûr" olur.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kökün anlam alanıdır: ayet inşaattan değil, mekânın hayatından söz ediyor. Ve on sekizinci ayet, o hayatın ne olduğunu dört fiille sayıyor — iman, namaz, zekât ve yalnız Allah'tan korkma. Yani "imar" listesi taş ve harç içermiyor.
Ayet, engeli bir kimliğe değil, bir beyana bağlıyor: şâhidîne alâ enfüsihim bi'l-küfr — "kendi aleyhlerine küfürle şahitlik ederek."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı hâl cümlesinin varlığıdır: cümle "müşrikler imar edemez" demiyor; "kendi küfürlerine kendileri şahitlik ederken imar etmeleri olacak şey değildir" diyor. Kayıt, kendi ikrarlarıdır.
خ-ش-ي kökü: bir büyüklük karşısında duyulan korku — dilciler bunu havften ayırır: haşyet, bilgiye dayanan saygılı korkudur.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: üç şart olumlu fiildir (iman, namaz, zekât); dördüncüsü olumsuz kuruluyor — "başkasından korkmamak." Yani imar listesinin son maddesi, bir şey yapmak değil, bir şeyden vazgeçmek.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı asâ edatıdır: metin, kendi safındaki kişi için de kesin bir sonuç ilan etmiyor. Bu, sûrenin 106. ayetinde (mürcevne li-emrillâh) çok daha açık hâline gelecek ve orada ayrıntılı işlenecektir.