وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ عُزَيْرٌ ٱبْنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَى ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ ٱللَّهِ ۖ ذَٰلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَٰهِهِمْ
Ve kâleti'l-yehûdü Uzeyrünibnullâh ve kâleti'n-nasâra'l-mesîhubnullâh; zâlike kavlühüm bi-efvâhihim; yudâhiûne kavle'llezîne keferû min kabl; kâtelehümüllâh; ennâ yü'fekûn
"Yahudiler 'Uzeyr Allah'ın oğludur' dediler; Hristiyanlar da 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri sözdür; daha önce inkâr edenlerin sözüne benzetiyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar."
Bu ayet ve devamı, iki dinî topluluğa nispet edilen iddialar hakkındadır. Bu tefsirde uygulanan ölçü şudur ve açıkça yazıyorum:
Eleştirilen şey bir sözdür, bir topluluk değil. Ayetin kendi lafzı bunu söyler: zâlike kavlühüm — "bu, onların sözüdür." Konu, bir cümlenin doğru olup olmadığıdır.
Bu tefsirde hiçbir dinî topluluk hakkında hüküm kurulmamakta, hiçbir topluluğa bir nitelik atfedilmemektedir. STYLE'ın ilgili maddesi burada da işlemektedir.
Ve bir kayıt daha: ayette Uzeyr hakkında söylenen sözün tarihî olarak hangi çevrede ve ne yaygınlıkta bulunduğu konusunda klasik ve modern kaynaklarda farklı değerlendirmeler vardır. Bu tefsirde bu meseleye girilmemekte, hiçbir tarihî iddia ileri sürülmemektedir. Ayetin lafzı bir sözü kaydeder; bu tefsir de o kaydı aktarır.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, iddiayı bir taklit olarak adlandırıyor — kendinden çıkmış bir söz değil, başkasının sözüne benzetilmiş bir söz.
Ve bi-efvâhihim ifadesi kaydedilmelidir. 8. ayette işlenen üçlünün ikinci halkası burasıdır: 8, 30, 32. Üçünde de söz, ağza nispet ediliyor — yani kaynağı gösterilmiyor, söyleniyor olması kaydediliyor.