إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ مِنْهَآ أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ
İnne iddete'ş-şühûri indallâhi'snâ aşera şehran fî kitâbillâhi yevme halaka's-semâvâti ve'l-arda minhâ erbaatün hurum; zâlike'd-dînü'l-kayyim; fe-lâ tazlimû fîhinne enfüseküm; ve kātilü'l-müşrikîne kâffeten kemâ yükātilûneküm kâffeh; va'lemû ennallâhe mea'l-müttekīn
"Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın kitabında on ikidir; bunlardan dördü haramdır. Dosdoğru din budur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle topyekûn savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir."
Kökün anlamı: saymak. Kök Hümeze 104/2'de (addedeh) ayrıntılı işlendi ve orada üç anlam (saymak / hazırlık yapmak / çeşitlendirmek) tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum.
Zaman kaydı kaydedilmelidir ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: ayet, ay sayısını bir gelenek ya da bir anlaşma olarak değil, yaratılışa bağlıyor. Yani sayının kaynağı beşerî bir düzenleme sayılmıyor.
Ve bunun somut karşılığı vardır: ay takvimi, ayın evrelerine dayanır ve on iki devir bir güneş yılına yaklaşır. Bu bir gözlemdir; ayetten çıkarılan bir fennî iddia değildir. STYLE gereği: fennî mucize avcılığı yapılmamaktadır. Ayetin söylediği, sayının kaynağıdır; astronomik bir ayrıntı değil.
Klasik kaynaklarda bunların Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep olduğu yaygın olarak nakledilir; üçünün ardışık, birinin ayrı olduğu da aktarılır. Bu bir rivayet bilgisidir ve Kur'an'da yer almaz; kesin bilgi olarak sunmuyorum.
ح-ر-م kökü: dokunulmaz kılmak, sınır çekmek. Harem — dokunulmaz alan; ihrâm — dokunulmazlık hâline girme; mahrem — yaklaşılması yasak olan. Kök Bakara'de ve Hac'de işlendi.
Kökün merkezinde tek bir fikir var: bir şeyin etrafına sınır çekilmesi. Ve haram aylar, zamana çekilen bir sınırdır — mekâna değil.
Ve fiilin nesnesi kaydedilmelidir: enfüseküm — "kendinize." Yasak, başkasına zulmetmek değil kendine zulmetmek olarak kuruluyor. Bu kalıp Kur'an'da tekrarlanır ve Fâtır (Melâike) 35/32'de (zâlimün li-nefsih) işlendi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kemâ edatıdır: cümle bir ölçü taşıyor. Ve bu, Bakara 2/194'te (fe-meni'tedâ aleyküm fa'tedû aleyhi bi-misli me'tedâ aleyküm) işlenen denklik ilkesiyle aynı yerden geliyor.
ك-ف-ف kökü: el ayası; ve bir şeyi toplayıp kuşatmak. Kâffe — topluca, hepsi birden. Kelime sûrenin 122. ayetinde tekrar geçecek ve orada tam tersi bir hüküm taşıyacaktır: ve mâ kâne'l-mü'minûne li-yenfirû kâffe — "hepsi birden çıkacak değillerdi."