يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ
Yahlifûne billâhi leküm li-yurdûküm vallâhu ve rasûlühû ehakku en yurdûhü in kânû mü'minîn · E-lem ya'lemû ennehû men yuhâdidillâhe ve rasûlehû fe-enne lehû nâra cehenneme hâliden fîhâ; zâlike'l-hizyü'l-azîm
"Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler; oysa eğer müminlerse, hoşnut etmeleri gereken asıl Allah ve Resulüdür. · Bilmediler mi ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı sınır çekerse, ona içinde kalıcı olacağı cehennem ateşi vardır. İşte büyük rezillik budur."
| İzah | Gerekçe |
|---|---|
| A | İkisinin rızasının tek bir şey olması; ayrılık kabul etmemesi |
| B | Arapçada iki şeyden birinin zikredilip ötekinin ona bağlanması (hazf) |
| C | Zamirin son anılana (Resul) dönmesi |
Kökün somut anlamı: sınır, kenar; ve demir (hadîd). Hadd — bir şeyin bittiği ve ötekinin başladığı çizgi.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kelime, muhalefeti coğrafî bir imgeyle anlatıyor — karşı tarafa geçip aradaki çizgiyi belirlemek. Ve Hadîd'de aynı kök hadîd (demir) vesilesiyle işlendi; kökün "kesinlik/keskinlik" fikri orada verilmişti.