وَإِذَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَجَٰهِدُوا۟ مَعَ رَسُولِهِ ٱسْتَـْٔذَنَكَ أُو۟لُوا۟ ٱلطَّوْلِ مِنْهُمْ
Ve izâ ünzilet sûratün en âminû billâhi ve câhidû mea rasûlihi'ste'zeneke ülü't-tavli minhüm ve kālû zernâ nekün mea'l-kāıdîn · Radū bi-en yekûnû mea'l-havâlifi ve tubia alâ kulûbihim fe-hüm lâ yefkahûn
"'Allah'a iman edin ve Resulüyle birlikte cihad edin' diye bir sûre indirildiğinde, içlerinden imkân sahipleri senden izin ister ve 'bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım' derler. · Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi; artık anlamazlar."
Dilciler bu anlamı kökün "uzanma" fikrine bağlar: eli uzun olmak, yani yetişebilmek. Bu türetmeyi dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: izin isteyenler imkânsızlar değil, imkân sahipleri olarak anılıyor. Ve bu, 91-93. ayetlerdeki ayrımın zeminidir: doksan üçüncü ayet ve hüm ağniyâ' (zenginken) diyecektir.
| Görüş | Havâlif kim |
|---|---|
| A | Sefere çıkmayıp evde kalanlar |
| B | Kadınlar ve çocuklar |
| C | Bir işe yaramayanlar — kelimenin "artakalan" anlamından |
İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. Ve STYLE gereği bir kayıt: B görüşünden hiçbir toplumsal hüküm çıkarılmamaktadır; ayet bir kelime kullanmakta, bir değerlendirme yapmamaktadır.
Ve fiil kaydedilmelidir: radū — "razı oldular." Bu, 59. ayetteki radūnun karşıtıdır: orada rıza istenen şeydi (ve lev ennehüm radū mâ âtâhümüllâh), burada rıza yerilen şey. Aynı fiil, iki ayrı nesneyle iki ayrı değer taşıyor.