وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ
لَ — pekiştirme lâmı. سَوْفَ — gelecek zaman edatı; sîn'den daha geniş bir gelecek bildirir. İkisi bir arada geldiğinde kesinlik ve beklenti birleşir: "elbette, ileride, mutlaka".
Sevfe'nin kullanılması ilginç: kelime normalde uzak geleceği gösterir ve bazen tehdit için kullanılır (sevfe ta'lemûn — yakında bileceksiniz). Burada bir vaat için kullanılıyor ve başındaki lâm onu kesinliğe çeviriyor.
Kök: ر-ض-و/ر-ض-ي. Anlamı razı olmak, hoşnut olmak, kabul etmek, beğenmek. Aynı kökten rızâ, merdî (razı olunan), rıdvân (hoşnutluk).
Kur'an'da bu kök iki yönlü kullanılır ve iki yön bir ayette birleşir: "Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır" (Beyyine 98/8; Mâide 5/119; Tevbe 9/100'de tekrarlanır).
Bu, Arapçada kasıtlı bir açık bırakmadır. Nesne söylenmediğinde fiil sınırsızlaşır: her neye razı olması gerekiyorsa ona razı olacak.
Sûre, on sekiz ayet boyunca ölçüp biçen, hesaplayan, veren ve tutan insanları anlattıktan sonra, bütün hesabın kapandığı bir cümleyle bitiyor. Ve kapanış cümlesi bir miktar değil, bir hâl bildiriyor.
Birincisi siyaka daha uygun: 17-20. ayetlerin öznesi el-etkâ'dır. Ama ikinci okuyuş da kelimenin çift yönlü kullanımına dayanır ve tümüyle reddedilmez.
Aslında iki okuyuş birbirini gerektiriyor: yukarıdaki Beyyine 98/8 ayetinde olduğu gibi, rızâ karşılıklıdır.
Şems, "ve O, bunun sonucundan korkmaz" diye bitiyordu — bir helâkin ardından, hükmün mutlaklığını bildiren bir cümle.
İki sûre aynı yapıyı kullanıp iki ayrı yere varıyor. Ve ikisi yan yana durduğunda tablo tamamlanıyor: hüküm mutlaktır (Şems), ve hükmün sonunda razı olma vardır (Leyl).