وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
Vada'a (koymak, indirmek) ile rafa'a (kaldırmak, yükseltmek), Arapçada birbirinin klasik zıddıdır. İkisi bir arada, karşıtlık kurmak için kullanılır.
İkinci ayet vada'nâ der, dördüncü ayet rafa'nâ der. Aynı kalıp, aynı kip, aynı mütekellim çoğul — ve zıt fiiller:
Aşağı ve yukarı. Alma ve verme. Ve arada üçüncü ayet duruyor — yükün tarifi — böylece karşıtlık doğrudan yan yana gelmiyor, ama duruyor.
Bir insana yapılabilecek iki iş: üstündekini almak ve onu yukarı kaldırmak. Sûre ikisini de sayıyor.
- Hatırlamak, akılda tutmak. Tezekkür, zikrâ (hatırlatma), tezkire.
- Anmak, dile getirmek. Zikir, zâkir.
Kur'an kendisine bu adı verir: "O zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz" (Hicr 15/9). Ve Peygamber'in görevi bu kelimeyle tarif edilir: "Öğüt ver; sen ancak bir öğüt vericisin" (Ğâşiye 88/21).
1. Adının Allah'ın adıyla birlikte anılması. Ezanda, şehâdette, teşehhüdde. Bu izah tefsirlerde en yaygın olanıdır ve bir rivayete de dayandırılır. Rivayette Allah'ın "Ben anıldığımda sen de benimle anılırsın" buyurduğu nakledilir; bu haber tefsir kitaplarında sıkça geçer, ancak senedi tartışmalıdır ve kesinlik diliyle aktarılmasına temkinli yaklaşmak gerekir.
2. Nübüvvetin ilanı ve adının kitaplarda geçmesi. "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o peygambere..." (A'râf 7/157); ayrıca Saf 61/6'da Îsâ'nın müjdesi aktarılır.
Kur'an, o dönemde ona yakıştırılan sıfatları kendisi kaydeder: mecnûn (Hicr 15/6, Kalem 68/2, Tekvîr 81/22), şâir (Enbiyâ 21/5, Sâffât 37/36), sâhir ve kâhin (Tûr 52/29, Zâriyât 51/52). Bunlar rastgele hakaretler değil; bir insanın sözünü geçersiz kılmanın o kültürdeki standart yollarıdır — söyleneni tartışmak yerine söyleyeni sınıflandırmak.
Bu, Kevser sûresindeki geçmiş zaman nüktesiyle aynıdır (innâ a'taynâke — "sana verdik", ortada görünür bir çokluk yokken). Orada işlendiği gibi: cümle, muhatabın gözlemleyebildiği durumla değil, gerçekleşmiş olanla konuşuyor.
Duhâ ile arasındaki fark da burada görünüyor: Duhâ gelecek zaman kullanmıştı (le-sevfe yu'tîke — "verecek"), İnşirâh geçmiş zaman kullanıyor (rafa'nâ — "yükselttik"). İkisi birlikte, bir vaadin iki ucunu tutuyor: olacak olan ve olmuş olan.