وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَآ إِلَىٰ ضُرٍّ مَّسَّهُۥ
Ve izâ messe'l-insâne'd-durru deânâ li-cenbihî ev kāiden ev kāimâ, fe-lemmâ keşefnâ anhu durrahû merra ke-en lem yed'unâ ilâ durrin messeh, kezâlike züyyine li'l-müsrifîne mâ kânû ya'melûn
"İnsana bir sıkıntı dokunduğunda — yan yatarken, otururken ya da ayakta — bize dua eder. Sıkıntısını giderdiğimizde ise, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç dua etmemiş gibi geçip gider. Aşırıya gidenlere yaptıkları işte böyle süslü gösterildi."
Zümer 39/8 ve 39/49'da aynı kalıp iki kez geçiyordu ve orada kaydedilmişti: birincisinde unutma, ikincisinde sahiplenme — "önce kaynağı unutmak, sonra kaynağın kendisi olduğunu iddia etmek."
Fussilet 41/49-51'de portre bir kez daha geçiyordu: nee bi-cânibih (yan çizme) ve duâin arîd (enine boyuna dua). Ve orada tûl ile arz farkı kaydedilmişti: dua derinleşmiyor, yayılıyor.
| Yer | Sıkıntıda | Kurtulunca |
|---|---|---|
| Fussilet 41/49-51 | Fe-zû duâin arîd — geniş dua | A'rada ve nee bi-cânibih — yan çizme |
| Zümer 39/8 | Deâ rabbehû münîben ileyh | Nesiye — unutur |
| Zümer 39/49 | Deânâ | Kāle innemâ ûtîtühû alâ ilm — sahiplenir |
| Yûnus 10/12 | Deânâ li-cenbihî ev kāiden ev kāimâ | Merra ke-en lem yed'unâ — geçip gider |
Ve dizimde bir incelik var, kaydediyorum: birincisi li-cenbihî — câr-mecrûr ile; ikinci ve üçüncüsü kāiden, kāimen — hâl ile. Nahivciler bu geçişi kaydeder ve ilkinin yatan kişinin hareketsizliğini daha iyi verdiğini söyler. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sıralamanın kendisidir: ayet, duayı bir hâle bağlamıyor. Yatarken de, otururken de, ayaktayken de aynı şey yapılıyor — yani dua, bedenin durumundan bağımsız olarak sıkıntının kendisine bağlı. Ve bu, ikinci yarıdaki geçişi daha ağır kılıyor: her hâlde yapılan şey, tek bir hâlde — rahatlıkta — bırakılıyor.
Ve Secde 32/16'da mü'minlerin vasfı olarak tetecâfâ cünûbühüm ani'l-medâcı' (yanları yataklardan uzaklaşır) geçiyordu. İki ayette de cenb (yan) kelimesi var; biri sıkıntıda dua eden, öteki rahatta kalkan. Bunu bir lafız gözlemi olarak kaydediyorum; iki ayetin birbirine gönderme yaptığı iddiasında değilim.
Ve fiilin seçimi kaydedilmelidir: Zümer'de nesiye (unuttu), Fussilet'te a'rada (yüz çevirdi) vardı. Burada merra — "geçti".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: unutmak bir zihin fiilidir, yüz çevirmek bir tavırdır; geçip gitmek ise ikisini de gerektirmez. Merra, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmektir. Ve ayetin devamı bunu doğruluyor: ke-en lem yed'unâ — "hiç dua etmemiş gibi".
| Ayet | İfade | Kim / ne |
|---|---|---|
| 12 | Keşefnâ anhu durrahû | Tek bir insanın sıkıntısı |
| 98 | Keşefnâ anhüm azâbe'l-hızyi | Yûnus'un kavminin azabı |
| 107 | Fe-lâ kâşife lehû illâ hû | Genel hüküm |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç ayetin sıralanışıdır: sûre aynı fiili önce bir kişide (12), sonra bir kavimde (98), sonunda bir kural olarak (107) kullanıyor. Ve on ikinci ayetteki kişi kaldırılan sıkıntıdan sonra geçip gidiyor; doksan sekizinci ayetteki kavim gitmiyor. Sûrenin adını o kavimden alması bu farkla ilgilidir.
زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ — tezyîn (süslü gösterilme) Fussilet 41/25'te ve Zuhruf'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
س-ر-ف kökü: haddi aşmak, ölçüyü kaçırmak. Kelime sûrede seksen üçüncü ayette bir kez daha geçecek — ve orada Fir'avn için kullanılacak: ve innehû le-mine'l-müsrifîn. Aynı sıfat, biri genel bir tip için, öteki bir hükümdar için.