ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسْتَكْبَرُوا۟ … قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ
"Sonra onların ardından Mûsâ ile Hârûn'u, âyetlerimizle Fir'avn'a ve önde gelenlerine gönderdik. Büyüklendiler ve suçlu bir topluluk oldular. · Katımızdan onlara hak geldiğinde: 'Bu apaçık bir büyüdür' dediler. · Mûsâ: 'Size geldiğinde hak için mi böyle diyorsunuz? Bu büyü müdür? Oysa büyücüler kurtuluşa eremez' dedi. · 'Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çevirmeye ve yeryüzünde büyüklük ikinizin olsun diye mi geldin? Biz size inanacak değiliz' dediler."
Yetmiş altıncı ayetteki cümle, sûrenin ikinci ayetiyle aynı kalıptadır ve bu, kıssanın buraya konmasının sebebidir:
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin lafız aynılığıdır: sûre, kıssayı bir hikâye olarak değil, ikinci ayetteki cümlenin tarihteki örneği olarak veriyor. Ve bu okumayı destekleyen bir veri daha var: otuz dokuzuncu ayet zaten kezâlike kezzebe'llezîne min kablihim demişti.
أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ — ve Mûsâ'nın cevabında sûrenin omurga kelimesi geçiyor: el-hakk.
Cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: Mûsâ, "bu büyü değildir" demiyor. E-tekūlûne li'l-hakkı lemmâ câeküm — "hak size geldiğinde onun için böyle mi diyorsunuz?"
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin nesnesidir: cevap, iddiayı çürütmekle başlamıyor; iddianın konusunu adlandırmakla başlıyor. Yani tartışma, "bu nedir?" sorusundan "buna ne diyorsunuz?" sorusuna çevriliyor.
| Ayet | Kim kurtulmaz |
|---|---|
| 17 | Lâ yuflihu'l-mücrimûn |
| 69 | Ellezîne yefterûne alallâhi'l-kezibe lâ yuflihûn |
| 77 | Ve lâ yuflihu's-sâhırûn |
ف-ل-ح kökünün somut anlamı: yarmak, toprağı sürmek. Fellâh — çiftçi. Ve "kurtuluş" anlamı bu resimden gelir: kapalıyı yarıp istediğine ulaşmak.
ل-ف-ت kökü: çevirmek, döndürmek. Türkçedeki "iltifat" aynı köktendir — hitabın yön değiştirmesi. Ve sûrenin yirmi ikinci ayetinde tam bu dil olayı yaşanmıştı. Bunu bir kök gözlemi olarak kaydediyorum; ayetler arasında bir gönderme iddiasında değilim.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve Ğâfir (Mü'min)'nin kibr teşhisiyle bağlanır: itiraz sahipleri, karşı tarafa kendi saiklerini yüklüyor. Nitekim yetmiş beşinci ayet onlar hakkında festekberû demişti. Yani sûre, suçlamayı yapanların vasfını suçlamadan önce kaydetmiş oluyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir sıradır.