وَٱلْعَٰدِيَٰتِ ضَبْحًا
Ayetin başındaki و, vâvü'l-kasemdir: yemin vâvı. Kur'an'da Allah'ın yaratılmışlara yemin etmesi sık görülen bir üsluptur — zamana (Asr), yıldıza (Necm), sabaha (Duhâ, Felak), incire ve zeytine (Tîn), göğe ve gündüze (Şems).
Bu yeminlerin işlevi hakkında klasik kaynaklarda söylenenlerin ortak çekirdeği şudur: yemin edilen şey delil olarak gösterilir. Yani "şuna andolsun ki" demek, aynı zamanda "şuna bakın" demektir. Yemin dikkat çekmenin bir biçimidir.
Bu, elimizdeki sûre için özellikle önemli olacak, çünkü yeminin muhtevası ile hükmün muhtevası arasındaki bağ bütün mesele.
Kök: ع-د-و. Kökün altındaki çekirdek anlam sınırı aşmak, bir noktadan öbürüne geçmektir. Bu tek çekirdekten birbirinden çok uzak görünen kelimeler türer:
- عَدَا — koştu, hızla geçti. Koşmak, yerin üzerinden hızla geçmektir.
- عَدُوّ — düşman. Düşman, aranızdaki sınırı aşandır.
- عُدْوَان — saldırı, haddi aşma. "Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın" (Mâide 5/2).
- اِعْتِدَاء / تَعَدِّي — tecavüz, sınırı çiğneme.
- عُدْوَة — vadinin yamacı, kenar. "Siz vadinin yakın yamacında, onlar uzak yamacındaydı" (Enfâl 8/42).
Yani Arapça, koşmak ile düşmanlık arasına aynı kökü koyuyor. İkisi de "üzerinden geçmek"tir: biri yerin, biri hakkın.
Bu ayette hangi anlam çalışıyor? Kelime ism-i fâil kalıbında ve müennes çoğul: el-âdiyât — "koşan(dişi)lar". Türkçedeki "atlar" kelimesi cinssizdir; Arapçada خَيْل (at sürüsü) müennestir, bu yüzden sıfat da müennes gelir.
Ama kökün "düşmanlık" kanadı sahneden tamamen çıkmıyor. Koşan şey, birine doğru koşuyor; ve üçüncü ayette bunun bir baskın olduğu söylenecek. Kelime hem hareketi hem hareketin yönünü taşıyor.
Kök: ض-ب-ح. Dilcilerin verdiği tarif şudur: dabh, atın hızla koşarken çıkardığı solunum sesi. Kişneme (sahîl) değildir; nefesin göğüsten gelirken çıkardığı boğuk, hırıltılı ses. Dilcilerin bir kısmı bu sesin yalnızca ata ve birkaç hayvana mahsus olduğunu kaydeder — bu ayrıntı, aşağıda ele alacağımız ihtilafta belirleyici olacak.
Kökün ikinci bir kullanımı daha kaydedilir: ateşin bir şeyin rengini değiştirmesi, hafifçe yakması (dabahathü'n-nâr). İki anlamı birleştiren bir okuyuş vardır ve makuldür: hızlı koşan hayvanın nefesi sıcaktır; ses ile ısı aynı olayın iki yüzüdür. Bunu dilcilerin kurduğu bir bağ olarak aktarıyorum, kesin bir etimoloji olarak değil.
- Hâl — "soluyarak koşanlara". Mastarın hâl yerine kullanılması.
- Mahzuf bir fiilin mef'ûl-i mutlakı — yadbahne dabhâ ("soluk soluğa solurlar" fiili düşürülmüş).
- Mef'ûlün leh — bu görüş azınlıktadır.
Bir baskının hedefindeki insan için olayların sırası tam olarak budur. Önce ses gelir — henüz karanlıkta, henüz hiçbir şey görünmezken. Sonra taşlardan çıkan kıvılcımlar. Sonra sabahın ilk ışığı. Sonra toz bulutu. Ve en son, atlar topluluğun ortasında.
Beş ayet, baskına uğrayanın algı sırasını izliyor. Anlatıcı, baskını yapanların değil, baskına uğrayanların yerinde duruyor.
Bunu bir nakil olarak değil, beş ayetin sıralanışından çıkan bir okuma olarak kaydediyorum. Ama sıralamanın kendisi metinde açıktır ve tesadüf sayılması güçtür.