فَٱلْمُورِيَٰتِ قَدْحًا
Sûre 2, 3, 4 ve 5. ayetlerin başında فَ kullanıyor. Bu, fâü't-ta'kîbtir: hemen ardından anlamı verir. ثُمَّ (sonra) araya zaman koyar; وَ sıra bildirmez; فَ ise aralıksız bir devamlılık kurar.
Dört ayette dört fâ. Sahne kesintisiz akıyor. Bir baskın anlatımında beklenen ritim tam olarak budur: durak yok.
Dikkat edin — yeminin kendisi bir vâvla başladı, ama içindeki bütün geçişler fâ ile. Yani yemin edilen şey tek bir şeydir; beş ayet o tek şeyin beş anıdır, beş ayrı nesne değil. Nahivciler bu yüzden beş ayeti tek bir kasem sayarlar.
Kök: و-ر-ي. Verâ ez-zendü — çakmak taşından ateş çıktı. أَوْرَى (ef'ale babı) — ateş çıkardı, ateşi tutuşturdu.
Zend, Arapların ateş yakmak için kullandığı iki parçalı çakmak takımıdır: biri diğerine sürtülerek ya da vurularak kıvılcım elde edilir. Kur'an bu işlemi doğrudan anar:
"Çakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?" (Vâkıa 56/71-72)
Oradaki fiil bu fiildir. Yani kelime, Kur'an'ın kendi kullanımında taştan/ağaçtan ateş çıkarma işlemini anlatıyor.
Kök: ق-د-ح. Kadaha'z-zende — çakmağa vurdu, sürttü. مِقْدَحَة — çakmak aleti. Kökün merkezinde sert bir vuruş var.
Ayet bu iki kelimeyi yan yana koyuyor: el-mûriyâti kadhâ — vurarak ateş çıkaranlar. Nalın taşa çarpması ve çarpmadan kıvılcım doğması.
Buradan doğal bir çıkarım yapılır ve müfessirlerin çoğu bunu yapar: kıvılcım karanlıkta görülür. Gündüz nal kıvılcımı fark edilmez. Yani ikinci ayet, sahnenin gece geçtiğini söylüyor — ve üçüncü ayet sabahı getirecek. İki ayet arasında bir zaman çizgisi var: gece boyu yol, sabaha karşı varış.
Kur'an bu tersliği başka yerde de kullanır: "Size yeşil ağaçtan ateş çıkaran O'dur" (Yâsîn 36/80) — yaş olandan, yani ateşin karşıtından ateş. Burada ise taştan: soğuk ve ölü olandan.
Bu bir tefsir noktası değil, bir gözlem olarak duruyor; ama sûrenin ilerleyen ayetlerinde kuru toprağın (kenûd) ve ölü kabirlerin ne verdiği sorulacağı için, akılda tutmaya değer.