وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ
Kök: ش-ه-د. Kökün asıl anlamı hazır bulunmaktır. Şehide'l-meclise — meclise katıldı, orada bulundu. Aynı kökten:
- مَشْهَد — bir olayın geçtiği yer, sahne.
- شَهَادَة — tanıklık. Ve aynı kelime "görülen âlem" anlamında da kullanılır: âlimü'l-ğaybi ve'ş-şehâde (Haşr 59/22) — görünmeyeni de görüneni de bilen.
- مَشْهُود — tanık olunan.
- شَهِيد — hem "şahit" hem "şehit". İkinci anlamın kökle ilişkisi üzerine dilciler farklı izahlar verir; bu ihtilafa girmiyorum.
Kökün çekirdeğinin hazır bulunmak olması, tanıklık kavramının mantığını verir: ancak bulunduğun yere şahitlik edebilirsin. Şahit, olayı dışarıdan duymuş kişi değildir; olayın içinde olmuş kişidir.
| Görüş | Kim şahit | Dayanağı | Zayıf tarafı |
|---|---|---|---|
| İnsan | İnsan kendi nankörlüğüne şahittir; bunu bilir ve inkâr edemez | Öncesindeki ve sonrasındaki zamirlerin hepsi insana ait (innehû li-hubbi'l-hayri le-şedîd); zamir zincirinin kopmaması esastır. Ayrıca Kur'an içi karine: "Doğrusu insan kendi nefsine karşı basîrettir" (Kıyâme 75/14) | Şehîd kalıbı Kur'an'da çoğunlukla Allah için kullanılır |
| Allah | Allah insanın nankörlüğüne şahittir | Şehîd Allah'ın isimlerindendir; sûrenin 11. ayeti de aynı yönde kapanır (inne Rabbehüm bihim yevmeizin le-habîr) | 8. ayette zamir kesinlikle insana dönüyor; 7'de Allah'a, 8'de insana dönmesi ani bir geçiş olur |
Klasik kaynaklarda iki görüş de savunulmuştur. Birinci görüş daha yaygındır ve zamir zinciri bakımından daha tutarlıdır: 6, 7 ve 8. ayetlerde özne aynı kalıyor.
Ben de birinci görüşü tercih ediyorum. Bağlayıcı değildir; ikinci görüşün de kendine ait bir gücü vardır ve sûrenin son ayetiyle uyumludur.
Bu, bu tefsirin Bakara 2/6'da kaydettiği tespitle birebir örtüşüyor. Orada küfrün "bilmemek" değil "bildiğinin üstünü örtmek" olduğu, dolayısıyla cehalet ile küfrün ayrı şeyler olduğu belirtilmişti. Burada aynı şey nankörlük için söyleniyor: kişi kendi nankörlüğünün tanığıdır, çünkü olayın içindeydi.
Ve kökün "hazır bulunmak" anlamı bunu kesinleştiriyor: insan, kendi hayatında hazır bulunmuştur. Bir insanın kendi ömrüne şahitlik ehliyeti tartışılamaz — orada bulunan tek kişi odur.
Bu tespitin bir sonucu daha var. Nankörlük eğer bilinmiyorsa, çözümü bilgilendirmedir: kişiye ne aldığı hatırlatılır. Ama biliniyorsa, sorun bilgide değildir. Sûre üç ayet sonra bunu doğrudan söyleyecek: "Bilmiyor mu?" — soru kınama sorusudur, cevabı "biliyor"dur.
Tekâsür ile bağ. Tekâsür sûresi teşhisini bir bilgi problemi olarak koyuyordu: "yakında bileceksiniz", "keşke kesin bir bilgiyle bilseydiniz". Orada mesele bilginin cinsiydi — bilgi vardı ama işlemiyordu. Âdiyât aynı yere başka bir yoldan geliyor: bilgi var, hatta kişi kendi tanığı; yine de işlemiyor.