وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ
Kök: خ-ي-ر. İyilik, hayır, tercih edilen şey. Ama Arapçada bu kelime mal anlamında da kullanılır ve Kur'an bu kullanımı kendisi yapar:
"Sizden birine ölüm geldiğinde, eğer hayır (mal) bırakacaksa, ana-babaya ve akrabaya uygun bir tarzda vasiyet etmesi… farz kılındı." (Bakara 2/180)
- Kelimenin Arapçadaki yerleşik kullanımı.
- Bağlam: nankörlük, mal ile birlikte anılan bir kusurdur.
- Şedîd (katı, şiddetli) kelimesinin mal sevgisiyle kurduğu doğal ilişki.
Az sayıda müfessir hayrı genel anlamda "iyilik" olarak okumuş ve ayeti "iyiliği çok sevmesine rağmen nankördür" gibi anlamıştır. Bu okuyuş zayıf kalır ve bağlama oturmaz; kaydetmekle yetiniyorum.
Kelimenin seçimindeki incelik. Mal için Arapçada mâl kelimesi vardır ve Kur'an onu bolca kullanır (Hümeze 104/2-3'te iki kez). Burada onun yerine hayr seçilmiş.
Bu tercihte bir teşhis var: insan malı "mal" diye değil, "hayır" diye adlandırır. Elindeki şeyi tarafsız bir varlık olarak değil, iyi olan şey olarak görür. Kelimenin kendisi, insanın mala bakışını taşıyor.
Bunu bir okuma olarak kaydediyorum. Ama Kur'an'ın aynı kelimeyi Hümeze'de mâl diye anmayı tercih etmiş olması, seçimin anlamlı olduğunu düşündürüyor.
Kök: ش-د-د. Kökün asıl anlamı sıkmak, bağı sıkı bağlamaktır. Şedde'l-ukdete — düğümü sıktı. Buradan "şiddetli, sert, güçlü" anlamı doğar: sıkı olan şey, gevşek olmayandır.
Birinci okuyuş — "şiddetli". Şedîd burada "aşırı, yoğun" demektir ve li-hubbi'l-hayr onun mef'ûlüdür (öne alınmış): "mal sevgisinde şiddetlidir." Yani sevginin derecesi anlatılıyor.
İkinci okuyuş — "cimri". Şedîd Arapçada "eli sıkı, tutan, bırakmayan" anlamında da kullanılır. Bu okuyuşta lâm sebep bildirir: "mal sevgisi yüzünden eli sıkıdır." Yani sevginin derecesi değil, sevginin sonucu anlatılıyor.
İki okuyuş da klasik kaynaklarda savunulmuştur ve birbirini dışlamıyor: şiddetli seven, sıkı tutar. Kökün "sıkmak" anlamı ikisini de aynı anda taşıyor.
| 6. ayet | 8. ayet | |
|---|---|---|
| Te'kîd | إِنَّ | وَإِنَّهُ |
| Öne alınan tamlama | لِرَبِّهِ | لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ |
| Lâm-ı müzahlaka + haber | لَكَنُودٌ | لَشَدِيدٌ |
İki cümle birebir aynı dizimdedir: te'kîd + öne alınmış lâmlı tamlama + lâmlı haber. Ve fasılaları da uyumludur: kenûd / şedîd.
- Rabbine karşı: kenûd — verimsiz, karşılık vermeyen, gevşek.
- Mala karşı: şedîd — sıkı, tutan, bırakmayan.
Aynı insan, iki yöne bakıyor ve iki farklı yapıda. Birinde toprak gibi kısır, diğerinde düğüm gibi sıkı. Gevşek olması gereken yerde sıkı, verimli olması gereken yerde kısır.
Bunu iki ayetin gramerinden çıkardığım bir okuma olarak kaydediyorum; nakil olarak sunmuyorum. Ama iki ayetin dizim özdeşliği metinde açıktır.
6 — Ne olduğu: nankördür. 7 — Bunu bildiği: kendisi şahittir. 8 — Neden böyle olduğu: ilgisi başka yerde ve orada çok yoğun.
Üçüncüsü, ilk ikisini açıklıyor. Nankörlük duygu yokluğundan değil, duygunun yer değiştirmesinden doğuyor. Kişide bağlanma kapasitesi eksik değil; fazlasıyla var — ama başka bir nesneye yönelmiş.
Bu, Tekâsür bölümünde lehv kelimesi için kaydedilen teşhisin aynısıdır: orada da mesele bir kötülük yapmak değil, dikkatin başka bir yere bağlanmasıydı. Lehvin çekirdeği yer değiştirmeydi. Burada aynı yer değiştirme, sevgi için söyleniyor.