وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ
Yani dağ, Kur'an'ın kendi dilinde yerin çivisidir. Ve kıyamet sahnelerinde en sık dönüşüme uğrayan şey odur — çünkü değişmez olanın değişmesi, değişimin sınırsızlığını gösterir.
| Ayet | Görüntü |
|---|---|
| Müzzemmil 73/14 | كَثِيبًا مَّهِيلًا — akıp dağılan kum yığını |
| Vâkıa 56/5-6 | هَبَآءً مُّنۢبَثًّا — savrulmuş toz zerreleri |
| Tâhâ 20/105 | نَسْفًا — savurup dağıtmak |
| Tûr 52/10 | تَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا — dağlar yürür |
| Meâric 70/9 | كَٱلْعِهْنِ — yün gibi |
| Kâria 101/5 | كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ — atılmış yün gibi |
Bir. Vâkıa 56/6'daki مُنۢبَثًّا (savrulmuş), Kâria'nın 4. ayetindeki ٱلْمَبْثُوث ile aynı köktendir. Vâkıa bu kelimeyi dağlar için kullanıyor, Kâria insanlar için. İki sûrede aynı kök, iki farklı özneye uygulanıyor — ve bu, ikisinin aynı hale geldiğinin göstergesi.
İki. Meâric 70/9 ile Kâria 101/5 neredeyse aynıdır: "ve dağlar yün gibi olur." Kâria tek bir kelime ekliyor: ٱلْمَنفُوش. Bu kelimenin ne kattığı, aşağıda ele alacağımız şey.
عِهْن — dilcilerin verdiği tarif: yün, ve çoğunluğa göre özellikle boyanmış yün. Bir kısım dilci kelimenin sadece "yün" anlamına geldiğini, renk kaydının bulunmadığını söyler; ama "boyanmış" kaydı yaygın olarak nakledilir.
"Dağlardan da beyaz, kırmızı, değişik renklerde yollar ve simsiyah kayalar [yarattık]." (Fâtır 35/27)
Kur'an dağların renkli olduğunu ayrıca kaydediyor: beyaz damarlar, kırmızı damarlar, siyah kayalar. Dağ, tek renkli bir kütle değildir.
Şimdi iki ayeti yan yana koyun. Fâtır dağların renklerini sayıyor; Kâria dağları renkli yüne benzetiyor.
Benzetmenin yaptığı şey şudur: renk kalıyor, ağırlık gidiyor. Dağ yok olmuyor, tanınmaz hale de gelmiyor — renkleriyle orada duruyor. Değişen tek şey, artık hiçbir şey taşımıyor olması.
Bunu iki ayetin karşılaştırılmasından çıkardığım bir okuma olarak kaydediyorum; nakil olarak sunmuyorum. Ama ihnin "boyanmış yün" diye tarif edilmesi ve Fâtır 35/27'nin muhtevası, ikisi de metinde mevcuttur.
Bu, yün eğirmeden önce yapılan işlemdir. Ham yün sıkışmış, keçeleşmiş bir kütledir. Atılınca (didiklenince) lifler birbirinden ayrılır ve yün kabarır: hacmi büyür, ağırlığı aynı kalır, yoğunluğu düşer. Atılmış yün neredeyse tamamen havadır.
"Hani bir topluluğun koyunları geceleyin bir ekine dağılıp yayılmıştı…" (Enbiyâ 21/78)
Buradaki fiil aynı köktendir ve "çobansız kalıp dağılmak" anlamındadır. Ortak çekirdek yine birbirinden ayrılma, dağılmadır: yünün lifleri ayrılır, sürünün hayvanları ayrılır.
1. Dağ → yün. Katıdan yumuşağa, ağırdan hafife, kayadan life. 2. Yün → atılmış yün. Sıkışmıştan gevşeğe, kütleden kabarığa.
Meâric 70/9 birinci kademeyle yetiniyordu. Kâria ikincisini ekliyor.
Ve ikinci kademenin işlevi şudur: yün de bir kütledir. Bir yün yumağı elinizde ağırlık yapar, yere düşer, taşınması gerekir. Ama atılmış yün havadadır; bir üfleyişle dağılır.
| İnsanlar (4) | Dağlar (5) | |
|---|---|---|
| Benzetildiği şey | Kelebek/pervane | Yün |
| Nitelik | مَبْثُوث — savrulmuş | مَنفُوش — didiklenmiş |
| Ortak kök anlamı | Dağılma, saçılma | Dağılma, ayrılma |
| Önceki hali | Toplu, yerleşik, oturmuş | Sabit, ağır, çivilenmiş |
| Sonraki hali | Ağırlıksız, yönsüz, savrulan | Ağırlıksız, yoğunluksuz, savrulan |
Kelebek, canlılar arasında ağırlığın en aza indiği yerdedir — elinize konduğunda ağırlığını hissetmezsiniz. Dağ, yeryüzünde ağırlığın en çok toplandığı yerdedir.
Sûre bu iki ucu alıp aynı hale getiriyor. En hafif olan savruluyor; en ağır olan da savruluyor. İkisi arasındaki fark ortadan kalkıyor.
Ve iki benzetmenin ortak fiili, ikisinin de nitelendiği ism-i mef'ûllerde: مبثوث ve منفوش. İkisi de "dağıtılmış" demektir; ikisi de edilgendir — dağılan değil, dağıtılan.
Bu ortaklık tesadüf değil. İki ayet birbirinin aynı gramerdedir: ke + belirli isim + belirli ism-i mef'ûl. Ve fasılaları da kafiyelidir: el-mebsûs / el-menfûş. İki benzetme, sesle de eşleştirilmiş.