ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُۥ
Ellezî ism-i mevsûldür (ilgi zamiri) ve bir önceki ayetteki hümeze lümeze'nin sıfatıdır: "her hümeze lümeze ki, o…"
Burada bir gramer nüktesi vardır. Ellezî tekildir, oysa nitelediği kelime küll ile gelmiştir ve mânen çokluk bildirir. Arapçada küll'ün lafzına göre tekil, mânasına göre çoğul muamele yapılması caizdir; sûre burada tekil, 8. ayette (aleyhim — "onların üzerine") çoğul kullanacaktır. Bu, tutarsızlık değil, küll'ün iki yüzünün ayrı ayrı kullanılmasıdır.
Anlam bakımından ise şu olur: ism-i mevsûl, bir kimlik değil bir tarif verir. "Falan kişi" demiyor; "şunu yapan kişi" diyor. Kimliği belirsiz, davranışı belirli.
مالًا nekre (belirsiz) gelmiştir. "Malı" değil, "bir mal". Arapçada nekrelik ya küçültme ya büyütme bildirir; burada müfessirler ikisini de savunur. Ama daha önemli bir sonucu var: malın türü, miktarı ve kaynağı söylenmiyor.
Bu bilinçli bir boşluktur. Sûre "haram mal" demiyor, "çalınmış mal" demiyor, "faizle kazanılmış mal" demiyor. Kazanma yöntemi hiç gündeme gelmiyor. Eleştiri, malın nereden geldiğine değil, malla kurulan ilişkiye yöneltiliyor.
Kalıp: تفعيل (tef'îl) babı. Bu babın işlevlerinden biri teksîrdir: fiilin çokluğunu, tekrarını, yoğunluğunu bildirir. Kesera (kırdı) → kessera (paramparça etti); kattale (çokça öldürdü) gibi.
| Okuyuş | Kök çözümü | Anlam |
|---|---|---|
| Saymak | عَدَّ (saydı) fiilinin tef'îl babı | Tekrar tekrar saymak; malı elden geçirip miktarını gözden geçirmek |
| Hazırlık yapmak | عُدَّة (hazırlık, donanım) kökünden | Onu geleceğe karşı hazırlık olarak biriktirdi, ihtiyat olarak ayırdı |
Üçüncü, daha az yaygın bir okuyuş da nakledilir: çeşitlendirmek — malın türlerini artırmak, kalemleri çoğaltmak.
Üçü de metinde aynı yere çıkıyor: malın, kullanılmak yerine muhafaza edilen bir nesne haline gelmesi. Ama ilk okuyuş, sûrenin geri kalanıyla en iyi örtüşen okuyuştur; çünkü üçüncü ayette gelecek olan fiil (yahsebü — sanır) bir zihin fiilidir, ve saymak da zihinsel bir işlemdir. İkisi arasında doğal bir geçiş var.
Toplamak bir defalık bir fiildir. Bir işlem yapılır, mal artar, biter. Saymak tekrarlıdır — ve tef'îl kalıbı bunu dilbilgisel olarak tescil ediyor. Yani ayet, malın hayatındaki iki ayrı aşamayı gösteriyor: bir kez edinilir, sürekli sayılır.
Söylenmeyen fiiller de en az söylenenler kadar önemlidir. Ayet şunları demiyor: harcadı, yedi, kullandı, verdi, yatırdı, çalıştırdı, dağıttı. Mal, iktisadî bir araç olarak hiç görünmüyor. Sadece iki şey oluyor: birikiyor ve sayılıyor.
Bu, malın araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmesinin tarifidir. Bir aracın değeri kullanımındadır; bir amacın değeri varlığındadır. Sayma fiili tam olarak bu dönüşümün göstergesidir: bir şeyi tekrar tekrar sayıyorsanız, o şeyi kullanmıyorsunuzdur.
Sayının bir işlevi vardır ve bu işlev iktisadî değil, zihinseldir: sayı, belirsizliği ölçülebilir hale getirir. İçinde bulunduğunuz durum hakkında kesin bir şey söyleyemezsiniz; ama sahip olduğunuz şeyin miktarı hakkında kesin bir şey söyleyebilirsiniz. Sayı, kontrol edilemeyen bir alandan kontrol edilebilir bir rakam çıkarır.
Bunun sonucu, saymanın verdiği rahatlamanın kısa ömürlü olmasıdır. Çünkü sayı, asıl belirsizliği gidermez; sadece onun yerine geçer. Belirsizlik geri döndüğünde sayma da tekrarlanır.
Ayetin tef'îl kalıbını seçmesi tam bu noktaya oturuyor. Tekrar, fiilin doğasında değil, fiilin işe yaramamasındadır. Bir işlem sonucu veriyorsa tekrarlanmasına gerek kalmaz.
Burada bir sınır çizmek gerekiyor: bu, klinik bir teşhis değildir ve öyle okunmamalıdır. Sûre bir hastalıktan söz etmiyor; herkesin tanıdığı, sıradan ve yaygın bir davranıştan söz ediyor. Tekrarın kendisi bir kusur da değildir. Ayetin kusur saydığı şey, üçüncü ayette söylenecek: sayının neyin yerine geçtiği.
"Topladı ve kap içinde sakladı." (Meâric 70/18)
İki kelimelik bir cümle, ve Hümeze 104/2 ile aynı yapıda: bir toplama fiili, ardından bir muhafaza fiili. Orada da malın ne yapıldığı değil, ne yapılmadığı anlatılır.
"Ona uzatılmış bir mal verdim, göz önünde oğullar verdim… Sonra daha da artırmamı umuyor." (Müddessir 74/12-13, 15)
Burada da aynı kişilik tipi tarif edilir: kendisine verilmiş olan, daha çoğunu uman. Ve dikkat çekici bir kelime var: mal memdûd — uzatılmış. Hümeze sûresinin son kelimesi ise memedded — uzatılmış. İki sûre aynı kökle (م-د-د) iki ayrı şeyi niteliyor: biri malı, diğeri ateşin direklerini. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum, bir iddia olarak değil.
"Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür." (Kehf 18/46)
"Malının kendisine fayda vereceğini mi sanıyor? Hayır, o mutlaka Hutame'ye atılacak" — bu Hümeze'nin kendi cümlesi; ama Kur'an aynı hükmü başka yerlerde açıkça söyler: "Yuvarlandığı zaman malı ona fayda vermez" (Leyl 92/11); "Malı ve kazandığı ona fayda vermedi" (Mesed 111/2).