أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِّنْهُ وَمِن قَبْلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامًا وَرَحْمَةً أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ مِنَ ٱلْأَحْزَابِ فَٱلنَّارُ مَوْعِدُهُۥ فَلَا تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ إِنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
E-fe-men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhü şâhidün minhü ve min kablihî kitâbü Mûsâ imâmen ve rahmeh, ülâike yü'minûne bih, ve men yekfür bihî mine'l-ahzâbi fe'n-nâru mev'ıdüh, fe-lâ tekü fî miryetin minh, innehü'l-hakku min rabbike ve lâkinne eksera'n-nâsi lâ yü'minûn
"Rabbinden apaçık bir belge üzerinde olan, ardından O'ndan bir şahit gelen ve daha önce de Mûsâ'nın kitabı — önder ve rahmet olarak — bulunan kimse [öyle olmayan gibi midir]? İşte onlar ona inanırlar. Gruplardan kim onu inkâr ederse, varacağı yer ateştir. Sen ondan kuşku içinde olma; o, Rabbinden gelen gerçektir — ama insanların çoğu inanmaz."
Cümle bir soruyla başlıyor ama sorunun ikinci yarısı söylenmiyor. E-fe-men kâne alâ beyyineh… — "Rabbinden bir belge üzerinde olan kimse…" ve karşılaştırılacak taraf hazfedilmiş.
Klasik kaynaklarda takdir edilen tamamlama şudur: "…dünya hayatını isteyen gibi midir?" — yani bir önceki ayetlere (15-16) bağlanır. Bu bir takdirdir; ayet lafzen söylemiyor.
ب-ي-ن kökü: iki şeyin arasını ayırmak; ve buradan açıklık. Kök Şuarâ 26/2'de (el-kitâbü'l-mübîn) çözümlendi; tekrarlamıyorum.
Beyyine kelimesi Hûd'da dört kez geçiyor ve dördü de bir peygamberin ya da mü'minin durumunu tarif ediyor:
| Ayet | Kim | İfade |
|---|---|---|
| 17 | Mü'min | Alâ beyyinetin min rabbih |
| 28 | Nûh | İn küntü alâ beyyinetin min rabbî |
| 63 | Sâlih | İn küntü alâ beyyinetin min rabbî |
| 88 | Şuayb | İn küntü alâ beyyinetin min rabbî |
Ve karşı tarafın ağzında bir kez daha geçer, olumsuz olarak: mâ ci'tenâ bi-beyyineh — "bize bir belge getirmedin" (53, Hûd'un kavmi).
Beş geçiş, bir tablo. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır ve sûrenin omurgasına aittir: taraflar, ellerinde beyyine olup olmadığına göre ayrılıyor.
Cümledeki iki zamirin merciinde klasik kaynaklarda geniş bir ihtilaf vardır. Tabloyla veriyorum ve tercih dayatmıyorum.
| Okuma | Men kâne alâ beyyineh kim | Şâhid kim |
|---|---|---|
| 1 | Peygamber | Cebrâil ya da Kur'an |
| 2 | Peygamber | Kur'an'ın kendisi |
| 3 | Mü'minler | Kur'an |
| 4 | Peygamber | Kendisine şahitlik eden bir kimse |
Dördü de nakledilir. STYLE gereği bir kayıt: bu ayet üzerinde tarih boyunca mezhebî tartışmalar da yürütülmüştür; bu tefsirde taraf tutulmuyor ve tartışma açılmıyor.
Kaydedilecek olan, cümlenin yaptığı iştir: üç dayanak sıralanıyor — belge, şahit, önceki kitap. Yani ayet, tek bir kaynağa değil, üst üste binen üç tanıklığa işaret ediyor.
Ve aynı terkip Ahkāf sûresinde de geçer: ve min kablihî kitâbü Mûsâ imâmen ve rahmeh (Ahkāf 46/12) — birebir aynı ifade. Ahkāf'de bu ayet işlendi. İki sûrede aynı cümle; bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.
Kelime sûrede iki kez geçiyor: burada (17) ve yüz dokuzuncu ayette (fe-lâ tekü fî miryetin mimmâ ya'büdü hâülâi). İki geçişte de emir aynıdır: fe-lâ tekü fî miryeh. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.