إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخْبَتُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ · مَثَلُ ٱلْفَرِيقَيْنِ كَٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْأَصَمِّ وَٱلْبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
İnne'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ülâike ashâbü'l-cenneh, hüm fîhâ hâlidûn · Meselü'l-ferîkayni ke'l-a'mâ ve'l-esammi ve'l-basîri ve's-semî', hel yesteviyâni meselâ, e-fe-lâ tezekkerûn
"İman edenler, iyi işler yapanlar ve Rablerine gönülden boyun eğenler — işte onlar cennet ehlidir; orada kalıcıdırlar. · İki grubun durumu, kör ile sağır, gören ile işiten gibidir. Bunların durumu bir olur mu? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?"
خ-ب-ت kökünün asıl anlamı, dilcilerde şöyle verilir: habt — alçak, çukur, düz arazi. Bir yerin çevresine göre alçakta olması.
| Türev | Anlam |
|---|---|
| خَبْت | Alçak düzlük, çukur arazi |
| أَخْبَتَ | Alçaldı, boyun eğdi |
| مُخْبِت | Boyun eğen, gönülden teslim olan |
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer ve bunu bir dil gözlemi olarak veriyorum: boyun eğmek, burada bir arazi şekliyle anlatılıyor — çevresinden alçak olan yer. Ve alçak arazinin bir özelliği vardır: su orada birikir.
Bu bağı kendi okumam olarak kaydediyorum ve bağlayıcı değildir; ayet böyle bir çıkarım yapmıyor. Kaydedilen, kökün taşıdığı somut resimdir.
Ve diziliş kaydedilmelidir: iki olumsuz önce, iki olumlu sonra. Ayet a'mâ–basîr, esamm–semî' diye çaprazlamıyor; önce iki eksiği, sonra iki tamı sıralıyor.
Benzer bir dizi Fâtır (Melâike) 35/19-23'te işlendi (kör–gören, karanlıklar–aydınlık, gölge–sıcak, diriler–ölüler). Oraya dayanıyorum.
Ve iki duyunun seçimi, sûrenin bir önceki ayetiyle bağlanıyor: yirminci ayette mâ kânû yestetîûne's-sem'a ve mâ kânû yubsırûn denmişti — aynı iki duyu. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا — soru ikil kipindedir (yesteviyâni), çünkü karşılaştırılan iki gruptur, dört kişi değil. Bu bir gramer kaydıdır.