وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ · أَن لَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ
Ve lekad erselnâ Nûhan ilâ kavmihî innî leküm nezîrun mübîn · Ellâ ta'büdû illallâh, innî ehâfü aleyküm azâbe yevmin elîm
"Andolsun, Nûh'u kavmine gönderdik: 'Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. · Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin adınıza acı bir günün azabından korkuyorum.'"
Şuarâ'de beş kıssanın ortak açılışı tablolanmıştı: kezzebet … el-mürselîn + iz kāle lehüm ehûhüm … elâ tettekūn + üçlü giriş.
| Öğe | Şuarâ 26/105-109 | Hûd 11/25-26 |
|---|---|---|
| Yalanlama bildirimi | Kezzebet kavmü Nûhın'il-mürselîn (105) | Yok |
| Ehûhüm | var (106) | Yok |
| Elâ tettekūn | var (106) | Yok |
| Kendini tanıtma | İnnî leküm rasûlün emîn (107) | İnnî leküm nezîrun mübîn (25) |
| Ücret cümlesi | 109 — hemen | 29 — dört ayet sonra |
| Emrin muhtevası | Fettekullâhe ve etîûn (108) | Ellâ ta'büdû illallâh (26) |
| Korku ifadesi | yok | İnnî ehâfü aleyküm (26) |
Bir — Hûd'da Nûh kendini rasûlün emîn diye değil, nezîrun mübîn diye tanıtıyor. İki sıfat farklıdır: emîn güvenilirliği, mübîn açıklığı bildirir.
İki — Hûd'da emrin muhtevası verilmiştir (ellâ ta'büdû illallâh); Şuarâ'da verilmemiştir (fettekullâhe ve etîûn — sakının ve uyun). Yani Hûd, çağrının içeriğini söylüyor.
Üç — innî ehâfü aleyküm cümlesi Şuarâ'da hiç yoktur. Hûd'da ise iki kez geçer: Nûh'un ağzında (26) ve Şuayb'in ağzında (84). Elçi, muhatabı adına korkuyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir farktır.
Ve ellâ ta'büdû illallâh cümlesi, sûrenin ikinci ayetiyle birebir aynıdır. Yani Nûh'un ağzına konan ilk cümle, sûrenin kendi açılışıdır. Bu, omurga bölümünde tablolandı.