تِلْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهَآ إِلَيْكَ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَٰذَا فَٱصْبِرْ إِنَّ ٱلْعَٰقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ
Tilke min enbâi'l-ğaybi nûhîhâ ileyk, mâ künte ta'lemühâ ente ve lâ kavmüke min kabli hâzâ, fasbir inne'l-âkıbete li'l-müttekīn
"Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Öyleyse sabret; sonuç, sakınanlarındır."
| # | İfade | İşi |
|---|---|---|
| 1 | Tilke min enbâi'l-ğayb | Haberin kaynağını bildiriyor |
| 2 | Mâ künte ta'lemühâ ente ve lâ kavmük | Bilginin öncesini kapatıyor |
| 3 | Fasbir | Bir emir veriyor |
Tilke uzak işaret zamiridir. Şuarâ 26/2'de bu kullanım işlendi ve orada iki izah kaydedilmişti: uzaklık ya da tazîm (yüceltme).
Buradaki kullanım kaydedilmeye değer: kıssa yeni bitti, yani "yakın"; yine de uzak işaretle anılıyor.
ن-ب-أ kökü: önemli, faydası olan haber. Kök Nebe''de çözümlendi ve oraya dayanıyorum. Oradaki kayıt: nebe, her haber değil; sonuç doğuran haberdir.
Ve terkip Kur'an'da birkaç yerde geçer ve hepsi bir kıssanın sonunda ya da başında bulunur (Âl-i İmrân 3/44; Yûsuf 12/102; Hûd 11/49; Hûd 11/100 — min enbâi'l-kurâ).
Cümlede tekit zamiri var: ta'lemühâ ente. Arapçada fiilin içindeki zamir yeterliyken ayrıca ente getirilmesi, vurgu bildirir.
Ve kapsam genişletiliyor: ve lâ kavmük. Yani iddia yalnız Peygamber hakkında değil, çevresinin tamamı hakkında.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, doğrulanabilir bir iddia kuruyor — bu haberin kaynağının yerel bilgi olmadığı.
ع-ق-ب kökü: ardından gelmek, izini takip etmek. Kök Ra'd 13/11 ve 13/22'de işlendi. Âkıbet — sonda gelen.
Ve cümlenin kuruluşu kaydedilmelidir: inne'l-âkıbete li'l-müttekīn — lâm-ı temlîk (aidiyet lâmı). Yani sonuç, sakınanlara ait kılınıyor.