قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهْبِطْ بِسَلَٰمٍ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيْكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمٍ مِّمَّن مَّعَكَ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Kīle yâ Nûhu'hbit bi-selâmin minnâ ve berakâtin aleyke ve alâ ümemin mimmen meak, ve ümemün se-nümettiuhüm sümme yemessühüm minnâ azâbün elîm
"Denildi ki: 'Ey Nûh! Bizden bir selâm ve seninle beraber olanlardan doğacak topluluklara bereketlerle in. Öyle topluluklar da olacak ki onları bir süre geçindireceğiz, sonra onlara katımızdan acı bir azap dokunacak.'"
Omurga bölümünde tablolandığı gibi, Hûd'un beş kapanış kalıbından hiçbiri Nûh kıssasına tam olarak vurulmuyor. Nûh'un kapanışı kendine özgüdür ve iki ayettir (48-49).
| Kıssa | Kapanışta ne var |
|---|---|
| Nûh | Bi-selâmin minnâ ve berakât — selâm ve bereket |
| Hûd, Sâlih, Şuayb | Elâ bu'den li-… — uzaklık |
Bu, Hûd sûresinin altı kıssası içinde tek olumlu kapanıştır. Bu, metinden doğrulanabilir bir farktır.
Ve kelimenin somut anlamı burada tam yerindedir: gemi bir yüksekliğe (el-Cûdiyy) oturmuştu; iniş oradan.
Ve Bakara'deki kullanımla karşılaştırılabilir ve bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı fiil orada bir çıkarılma bildiriyordu; burada bir selâmla birlikte geliyor. Kelime tek başına bir değer taşımıyor.
س-ل-م kökü — sağlamlık, kusursuzluk, eksiksizlik — Zâriyât 51/25'te işlendi ve orada kaydedilmişti: "selâm bir dilek değil, bir teminattır." Oraya dayanıyorum.
ب-ر-ك kökü: devamlılık, artış, sabit hayır. Dilciler kökü birke (havuz) ile ilişkilendirir: suyun bir yerde toplanıp kalması.
Ve ümemin mimmen meak terkibi kaydedilmelidir: bereket, gemidekilere değil, onlardan doğacak topluluklara veriliyor. Yani vaadin muhatabı gelecektir.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 3 | Yümetti'küm metâan hasenen | Dönenler — vaat |
| 48 | Se-nümettiuhüm sümme yemessühüm … azâbün elîm | Sonraki topluluklar — uyarı |
Aynı kök, iki ayrı sonuç. Ve fark sümme edatındadır: üçüncü ayette geçim bir süreye bağlanıyordu; burada geçimin ardından ne geleceği söyleniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin ortak kökündedir: sûre, geçimi (metâ') hiçbir yerde bir sonuç saymıyor. Ve on beşinci ayette de aynı şey söylenmişti: nüveffi ileyhim a'mâlehüm fîhâ — ama leyse lehüm fi'l-âhirati ille'n-nâr.