فَلَمَّا ذَهَبُوا۟ بِهِۦ وَأَجْمَعُوٓا۟ أَن يَجْعَلُوهُ فِى غَيَٰبَتِ ٱلْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ · وَجَآءُوٓ أَبَاهُمْ عِشَآءً يَبْكُونَ
"Onu götürüp de kuyunun dibine bırakmakta birleştiklerinde, ona şöyle vahyettik: 'Andolsun sen onlara, farkında değillerken, bu işlerini haber vereceksin.' Ve akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler."
Ayette bir gramer olayı var ve dilciler üzerinde durur: fe-lemmâ (…-dığında) ile başlayan şart cümlesinin cevabı söylenmiyor.
Arapçada buna hazf-i cevâbi'l-lemmâ denir ve dilciler bunun sahnenin dehşetini okuyucuya bıraktığı için yapıldığını kaydeder. Yani "onu kuyuya bıraktıklarında… şunlar oldu" kısmı metinde yok.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve bu tekniğin sûrede bir kez daha kullanıldığını ekliyorum: aynı boşluk, kuyudan çıkarılma sahnesinde de vardır (19-20) — Yûsuf'un kuyuda ne kadar kaldığı, ne hissettiği, ne dediği hiç anlatılmıyor.
Ve kıssanın ikinci yapısal kaydı burada: kuyuya bırakılan çocuğa bir haber veriliyor ve haberin içeriği geleceğe aittir: le-tünebbiennehüm bi-emrihim hâzâ — "onlara bu işlerini haber vereceksin."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı 89-90. ayetlerdir: vaat, sûrenin sonunda birebir gerçekleşiyor — hel alimtüm mâ fealtüm bi-Yûsufe ve ehîhi iz entüm câhilûn (89). Yani on beşinci ayetteki cümle, seksen dokuzuncu ayette yerine geliyor.
Cümlenin bu son parçası üzerinde dilciler ayrılır: farkında olmayacakları an neresidir — o an mı (kuyuya bırakırken haberin verildiğini bilmiyorlar), yoksa gelecekteki an mı (kendilerine haber verilirken onun Yûsuf olduğunu bilmiyorlar)? İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum.
İkinci okuma sûrenin sonuyla örtüşür — 58. ayette fe-arafehüm ve hüm lehû münkirûn denecek. Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
عِشَاء — akşamın karanlığı; güneş battıktan sonraki vakit. Kök ع-ش-و: gözün zayıf görmesi, alacakaranlık. Aynı kökten a'şâ — gece körü.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: zamanın belirtilmesi boşuna değil. Yüzlerin en zor okunduğu vakit seçilmiş. Ve bu, kelimenin kökündeki "görmenin zayıflaması" anlamıyla uyumludur.
يَبْكُون — hâl cümlesi: ağlar hâlde. Ve gözyaşının delil olmadığı, bir sonraki ayette gömlekle birlikte görülecek.