Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Yûsuf 24. ayet

Kur'an · 12. sûre: Yûsuf · 24. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

12/24

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِۦ وَهَمَّ بِهَا لَوْلَآ أَن رَّءَا بُرْهَٰنَ رَبِّهِۦ كَذَٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلْفَحْشَآءَ إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُخْلَصِينَ

Ve le-kad hemmet bihî ve hemme bihâ levlâ en raâ burhâne rabbih · Kezâlike li-nasrife anhü's-sûe ve'l-fahşâ' · İnnehû min ıbâdine'l-muhlasîn

"Andolsun, kadın onu arzulamıştı; Rabbinin burhanını görmeseydi o da… İşte böyle: ondan kötülüğü ve çirkinliği uzaklaştıralım diye. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı."

Bu ayet, Kur'an'ın en çok tartışılan ayetlerinden biridir ve tartışma dilbilgisinden doğar. STYLE gereği burada tercih dayatmıyorum; klasik tefsirlerdeki okumaları dayanaklarıyla aktarıyorum ve peygamberlere yakışmayan isnatlardan uzak duruyorum.

Sorunun kaynağı: cümle nerede kesiliyor?

Arapçada levlâ (…-masaydı) bir şart edatıdır ve iki öğe ister: şart ve cevap. Ayette şart açıkça var (en raâ burhâne rabbih). Cevap ise yazılmamış — hazfedilmiş. Bütün ihtilaf buradan doğar: cevap nereye konacak?

Klasik tefsirlerde nakledilen okumalar

#OkumaCümle nasıl kuruluyorDayanağı
1Takdîm-te'hîr okumasıLevlâ cümlesi öne alınmış sayılır: "Rabbinin burhanını görmeseydi o da arzulayacaktı" — yani görmüştür, dolayısıyla arzulamamıştır. Arapçada levlânın cevabı önce gelebilirArapçada levlânın cevabının takdim edilmesi bilinen bir kullanımdır; ve ayetin sonundaki li-nasrife anhü's-sûe ve'l-fahşâ' (ondan uzaklaştıralım diye) bu okumayı destekler
2Cevabın hazfi okumasıCevap söylenmemiştir ve takdiri şudur: "…görmeseydi, [ona meyledecekti]." Fiil gerçekleşmemiştir; levlâ zaten olmayan bir şeyi bildirirLevlânın işlevi budur: şart gerçekleştiği için cevap gerçekleşmemiştir. "Ateş olmasaydı yanardı" cümlesi, yanmanın olmadığını bildirir
3İki hemmin ayrı anlamda olduğu okumasıKadının hemmi ile Yûsuf'un hemmi aynı şey değildir. Hemme bi- Arapçada "birine yönelmek, bir şey yapmaya niyetlenmek" anlamına geldiği gibi, "onu def etmeye, karşı koymaya yönelmek" anlamında da kullanılırKelime, aynı ayette iki kez aynı biçimde geçse de bağlam farklıdır: biri kapıları kapatmış, öteki maâzallâh demiştir
4Hemmin "içten geçen" olduğu okumasıHemm, karar değil içe doğan düşüncedir. İnsan tabiatının doğal hareketidir ve fiile dönüşmedikçe hüküm doğurmazKur'an, nefsin bu tabiatını başka yerde kaydeder ve bu sûrede de kaydedecek: inne'n-nefse le-emmâratün bi's-sûi (53)

Dört okuma da klasik tefsirlerde yer alır. Hiçbirini tercih olarak dayatmıyorum.

Bütün okumaların ortak noktası

Ve ayrılığın ortasında, metnin kendisinin kesin olarak söylediği üç şey vardır — bunlar okumalardan bağımsızdır:

#Metnin kesin verisiNerede
1Bir şey gerçekleşmemiştirLevlâ edatı imkânsızlık bildirir; ve olay 26-28. ayetlerde şahitlikle çözülür
2Sonuç, korunma yönündedirLi-nasrife anhü's-sûe ve'l-fahşâ' — "ondan uzaklaştıralım diye"
3Kişi hakkında verilen hüküm olumludurİnnehû min ıbâdine'l-muhlasîn

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin son iki cümlesidir: ayet, sahneyi anlatırken bile hükmü kendisi veriyor. Yani metin, okuyucuyu hüküm vermekte serbest bırakmıyor — sû' ve fahşânın uzaklaştırıldığını ve kişinin muhlas olduğunu söylüyor. Bu iki cümle, ihtilafın hangi sınır içinde kalması gerektiğini belirliyor.

بُرْهَٰن

Kelime Kasas 28/75'te (hâtû burhâneküm) çözümlendi:

بُرْهَانkesin delil. Dilciler kelimeyi, karşı tarafı bağlayan ve tartışmayı bitiren delil olarak tarif eder.

Oraya dayanıyorum. Kelime Enbiyâ, Neml ve Sebe''de de geçti.

Ve burhanın ne olduğu ayette söylenmiyor. Klasik tefsirlerde bu konuda çok sayıda nakil vardır; bunların bir kısmı İsrâiliyat kaynaklıdır ve Kur'an'da karşılığı yoktur. Aktarmıyorum.

Metnin söylediği tek şey şudur ve kaydedilmelidir: burhâne rabbihî — burhan Rabbine izafe edilmiştir. Yani engelleyen şey, kişinin kendi iradesine değil, kendisine gösterilen bir delile bağlanıyor.

ٱلْمُخْلَصِين — kıraat farkı

Ve burada anlamı değiştiren bir kıraat farkı vardır, bu yüzden kaydediyorum:

OkuyuşKalıpAnlam
el-muhlasîn (fetha ile)İsm-i mef'ûlİhlâsa erdirilmiş — arındırılan; fiil Allah'a ait
el-muhlisîn (kesre ile)İsm-i fâilİhlâslı — arındıran; fiil kula ait

İki okuyuş da kıraat imamları arasında nakledilir. Zümer 39/1-3'te ihlâs kavramı ayrıntılı işlendi (muhlisan lehü'd-dîn); oraya dayanıyorum.

Ve fark anlamlıdır: birinci okuyuşta korunma bir lütuf, ikincisinde bir kazanım olarak duruyor. Ayetin siyakı (li-nasrife anhü — "biz uzaklaştıralım diye") birinci okuyuşa daha yakındır; bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.


Yûsuf sûresinin tamamı