وَٱسْتَبَقَا ٱلْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرٍ · وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنْ أَهْلِهَآ · فَلَمَّا رَءَا قَمِيصَهُۥ قُدَّ مِن دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُۥ مِن كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ
Ve'stebeka'l-bâbe ve kaddet kamîsahû min düburin ve elfeyâ seyyidehâ lede'l-bâb · Kālet mâ cezâü men erâde bi-ehlike sûen illâ en yüscene ev azâbün elîm · Kāle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidün min ehlihâ · İn kâne kamîsuhû kudde min kubulin fe-sadekat ve hüve mine'l-kâzibîn · Ve in kâne kamîsuhû kudde min düburin fe-kezebet ve hüve mine's-sâdikīn · Fe-lemmâ raâ kamîsahû kudde min düburin kāle innehû min keydikünne inne keydekünne azîm · Yûsufü a'rid an hâzâ ve'stağfirî li-zenbik inneki künti mine'l-hâtıîn
"İkisi de kapıya doğru koştular; kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın: 'Ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan ya da acı bir azaptan başka ne olabilir?' dedi. O: 'Beni kendisi elde etmek istedi' dedi. Kadının ailesinden bir şahit şöyle şahitlik etti: 'Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, o yalancılardandır. Ama gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, o doğrulardandır.' Efendisi, gömleğin arkadan yırtıldığını görünce: 'Bu, sizin tuzağınızdandır; gerçekten sizin tuzağınız büyüktür' dedi. 'Yûsuf, sen bundan vazgeç. Sen de günahın için bağışlanma dile; çünkü sen hata edenlerdensin.'"
Ve bu sahne, Kur'an'daki en açık maddî delil akıl yürütmelerinden biridir. Şahidin söylediği söz bir tanıklık değil, bir çıkarım kuralıdır:
| Şart | Sonuç | Neden |
|---|---|---|
| Gömlek önden yırtıksa (min kubul) | Kadın doğru | Saldıran öndedir; savunan öne uzanır |
| Gömlek arkadan yırtıksa (min dübur) | Kadın yalancı | Kaçan öndedir; arkadan tutulur |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin lafzıdır: şahit, olayı görmüş olduğunu söylemiyor. Bir izden geriye doğru akıl yürütüyor — ve bu, tam olarak kasas kökünün işidir: izi sürmek.
Ve bunun sûrenin bütünüyle bağı kurulabilir, kendi okumam olarak veriyorum: aynı sûrede bir gömlek yalan delil olmuştu (18); burada aynı nesne, doğru delil oluyor. Fark, birinde delilin üretilmiş, ötekinde okunmuş olmasıdır.
Şahidin kim olduğu ayette söylenmiyor. Klasik tefsirlerde bu konuda farklı nakiller vardır; bunlar Kur'an'ın vermediği ayrıntılardır ve aktarmıyorum.
Metnin verdiği tek nitelik kaydedilmeye değer: min ehlihâ — kadının kendi tarafından. Bunu kendi okumam olarak veriyorum: delil, karşı taraftan geliyor — ve bu, delilin ağırlığını artıran bir konumdur.
Kökün somut anlamı: bir şeyi boyuna yarmak, uzunlamasına ikiye ayırmak. Dilciler bunu, kat' (enine kesmek) fiilinden ayırır. Kelime bu sûre dışında Kur'an'da geçmez ve burada dört kez geçer (25, 26, 27, 28).
Ve fiilin çatısı kaydedilmelidir: 25. ayette etken (kaddet — kadın yırttı), 26-28. ayetlerde edilgen (kudde — yırtılmış). Yani anlatı, olayı bir kez fâiliyle veriyor; sonra üç kez fâilsiz — çünkü sahnedekiler fâili bilmiyor, yalnız izi görüyorlar.
Dizim şunu söylüyor: hitap çoğul müennes (keydekünne) ve konuşan, olayı yeni öğrenmiş bir ev sahibidir. Cümle, Allah'ın hükmü olarak değil — bir kişinin sözü olarak aktarılıyor.
Bunu bir kayıt olarak veriyorum ve STYLE'ın ilgili maddesine dayanıyorum: Kur'an, bir grup hakkında toptan hüküm kurmaz; tarif ettiği vasıflardır. Nitekim aynı sûrede bir başka grup kadın hâşâ lillâhi mâ alimnâ aleyhi min sû' (51) diyerek doğruyu söyleyecektir.
Ve karşılaştırma için kaydedilmelidir: aynı kök (keyd) 76. ayette Allah'a nispet edilir ve orada olumsuz bir anlam taşımaz. Kelime, sûrede taraf değil yöntem adlandırıyor — 5. ayette tablolamıştım.
Ve sahnenin kapanışı kaydedilmeye değer: delil ortaya çıkmış, hüküm verilmiş — ve sonuç, olayın kapatılmasıdır.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin lafzıdır: a'rid an hâzâ — "bundan vazgeç, bunu bırak". Yani doğrunun ortaya çıkması, sonucun değişmesini sağlamıyor. Nitekim 35. ayette, delillerin görülmesine rağmen zindan kararı verilecek: sümme bedâ lehüm min ba'di mâ raevü'l-âyâti le-yescününnehû hattâ hîn.