قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِۦٓ إِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِۦ قَبْلَ أَن يَأْتِيَكُمَا ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِى رَبِّىٓ إِنِّى تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ · وَٱتَّبَعْتُ مِلَّةَ ءَابَآءِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ
"Dedi ki: 'Size rızık olarak verilecek bir yemek gelmeden önce, onun yorumunu size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve âhireti inkâr eden bir topluluğun dinini bıraktım; atalarım İbrâhîm, İshâk ve Ya'kūb'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız olacak şey değildir. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır; fakat insanların çoğu şükretmez.'"
Soru sorulmuştur (36) ve cevap 41. ayette gelecektir. Aradaki dört ayet (37-40) rüya yorumu değildir — tevhid anlatımıdır.
| Ayet | İçerik |
|---|---|
| 36 | Soru — iki rüya, nebbi'nâ bi-te'vîlih |
| 37 | Yeteneğin kaynağı — mimmâ allemenî rabbî; ve kendi konumunun beyanı |
| 38 | Aidiyet — İbrâhîm, İshâk, Ya'kūb'un dini; mâ kâne lenâ en nüşrike |
| 39 | Soru — e-erbâbün müteferrikûne hayrun em… |
| 40 | Delil — mâ ta'büdûne min dûnihî illâ esmâen |
| 41 | Cevap — rüyaların yorumu |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetlerin sırasıdır. Üç ayrı şey yapılıyor ve sıraları anlamlıdır:
Bir — yeteneğin kaynağı önce söyleniyor. Zâliküma mimmâ allemenî rabbî. Yani soranlar, gelecek bilgisini bir kişiye değil o kişiye öğreten kaynağa bağlamaya davet ediliyor. Yorum verilmeden önce, yorumun nereden geldiği söyleniyor.
İki — konum, ilgi uyandığı anda beyan ediliyor. İki genç "seni iyilik edenlerden görüyoruz" demişti. O ilgi, henüz karşılık verilmeden, bir aidiyet beyanına çevriliyor.
Üç — davet, borç doğmadan yapılıyor. Bu, en ince noktadır ve dayanağı 37. ayetin ilk cümlesidir: yorum henüz verilmemiştir. Yani muhataplar minnet altında değildir. Eğer sıra tersine olsaydı — önce yorum, sonra davet — davetin kabulü bir teşekkür borcuna karışabilirdi.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum; ayet bu gerekçeyi açıkça kurmuyor, ama ayetlerin sırası buna elverişlidir.
Ve verilen teminatın ölçüsü kaydedilmeye değer: vaat, "yorumlarım" değil — "yemeğiniz gelmeden önce yorumlarım"dır. Yani bir zaman taahhüdü veriliyor.
Dilciler bu cümlenin iki türlü anlaşıldığını kaydeder: (1) rüyaların yorumu, (2) gelecek yemeğin ne olacağını önceden bildirme. İkinci okuma, cümledeki taâm kelimesinin öne çıkmasına dayanır. İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
Kökün somut anlamı üzerinde dilciler durur: melle — bir şeyi kızgın küle gömerek pişirmek; mellenin bir başka anlamı da yazdırmak (imlâ ile akraba). Buradan mille: izlenen yol, takip edilen düzen — özellikle bir topluluğun tuttuğu yol anlamında.
Dilciler mille ile dîn arasındaki farkı şöyle kaydeder: dîn kişiye nispet edilir (dînî), mille ise peygambere ya da topluluğa nispet edilir (milletü İbrâhîm). Kur'an bu ayrımı korur.
Ve iki fiil kaydedilmelidir: terektü (bıraktım) ve ittebe'tü (uydum). Yani beyan iki adımdan oluşuyor: bir yoldan çıkmak ve bir yola girmek. Sıra da bu: önce terk, sonra tâbi olma.
Kalıp kaydedilmelidir: mâ kâne lenâ en… — Arapçada "bizim için olacak şey değildir", yani imkânsızlık ve yakışmazlık bildirir. Basit bir olumsuzluk (lâ nüşrikü) değil.
Ve cümlenin çoğul olması kayda değer: lenâ — "bizim". Yani konuşan kendi adına değil, andığı üç ismi de içine alan bir çizgi adına konuşuyor.