وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦٓ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِى فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ أَمِينٌ · قَالَ ٱجْعَلْنِى عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلْأَرْضِ إِنِّى حَفِيظٌ عَلِيمٌ
"Kral: 'Onu bana getirin; onu kendime özel danışman yapayım' dedi. Onunla konuşunca da: 'Bugün sen bizim yanımızda mevki sahibi ve güvenilir birisin' dedi. Yûsuf: 'Beni ülkenin hazinelerinin başına getir; çünkü ben iyi koruyan ve iyi bilen biriyim' dedi."
مَكِين — kök م-ك-ن: yer sahibi olmak, sağlamlaşmak. Mekân aynı köktendir. Mekîn — yeri sağlam, konumu güçlü. İnneke'l-yevme ledeynâ mekînün emîn (Yûsuf 12/54) — saray dilinde bir görevlinin konumunu tarif eden kelime.
| Yer | Sıfatlar | Kim söylüyor |
|---|---|---|
| Kasas 28/22-28 | el-Kaviyyü'l-emîn | Medyen'de bir kız — işe alma ölçüsü |
| Yûsuf 12/54 | Mekînün emîn | Melik — verilen konumun tarifi |
| Yûsuf 12/55 | Hafîzun alîm | Yûsuf — kendi vasfının beyanı |
Üç terkipte de ikinci öğe bir güven ya da yeterlilik bildiriyor. Ve Kasas'ta kaydedilen ölçü burada da işliyor: biri yeterlilik, öteki emniyet bildiriyor ve ikisi ayrı ayrı yetmiyor. Oraya dayanıyorum.
Ve iki sıfatın istenen işe uygunluğu kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak veriyorum: istenen görev hazinelerin idaresidir ve bu iş tam olarak iki şey gerektirir — korumak ve hesabını bilmek. Yani beyan, işin gerektirdiği iki niteliğin adıdır; genel bir övünme değildir.
Ve bunun sûre içindeki dayanağı 47-49. ayetlerdir: yeterlilik iddiası, daha önce ortaya konmuş somut bir plana dayanıyor. Yani beyan, boşlukta durmuyor.
Bir kayıt daha düşmek gerekiyor: bu ayet, "insan kendini övmemeli" ilkesiyle çelişir gibi görünebilir. Klasik tefsirlerde ayrım şöyle yapılır: kınanan şey nefsi tezkiye etmektir (fe-lâ tüzekkû enfüseküm, Necm 53/32) — yani ahlakî üstünlük iddiası. Buradaki ise bir işe ehil olduğunu bildirmektir. Bu ayrımı klasik tefsirlerde yaygın bir izah olarak aktarıyorum; belirli bir kişiye nispet etmiyorum.