ذَٰلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّى لَمْ أَخُنْهُ بِٱلْغَيْبِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى كَيْدَ ٱلْخَآئِنِينَ · وَمَآ أُبَرِّئُ نَفْسِىٓ إِنَّ ٱلنَّفْسَ لَأَمَّارَةٌۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّىٓ إِنَّ رَبِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"'Bu, benim ona gıyabında ihanet etmediğimi ve Allah'ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir. Ben nefsimi temize çıkarmıyorum; çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği durumlar dışında, kötülüğü çokça emredicidir. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir.'"
| Okuma | Konuşan | Nasıl kuruluyor | Dayanağı |
|---|---|---|---|
| 1 | Yûsuf | 51. ayet biter; 52-53 Yûsuf'un sözüdür. Li-ya'leme — "o (vezir) bilsin diye"; lem ehunhü bi'l-ğayb — "yokluğunda ona ihanet etmedim" | 54. ayette fe-lemmâ kellemehû deniyor — yani konuşma sürüyor; ve rabbî kelimesi 53. ayette Yûsuf'un öteki kullanımlarıyla (23, 33, 50) uyumlu |
| 2 | Vezirin karısı | 51. ayetteki ikrar devam eder; 52-53 aynı konuşmanın parçasıdır. Li-ya'leme — "o (Yûsuf) bilsin diye"; ve ve mâ überriü nefsî ikrarın devamıdır | 51. ayetteki konuşma kesintisiz akıyor ve ene râvedtühû ile ve mâ überriü nefsî aynı ağızdan gelen iki cümle gibi duruyor |
Şu kaydedilmeye değer ve metinden doğrulanır: ayetin lafzı konuşanın adını vermiyor. 51. ayette kāleti'mraetü'l-azîz açıkça yazılıydı; 52. ayette yeni bir kāle/kālet yok. Bu, ihtilafın kaynağıdır.
Ve STYLE gereği bir kayıt daha düşülmelidir: her iki okuma da bir peygamber hakkında olumsuz bir hüküm gerektirmez. Birinci okumada cümle bir tevazu beyanıdır; ikinci okumada bir ikrarın devamıdır. İkisi de metnin sınırları içindedir.
Terkip Kıyâme 75/2'de tablolandı (nefsin Kur'an'daki nitelemeleri) ve Şems 91/7-8'de ayrıntılı işlendi. Orada kaydedilenler:
İnsanın içindeki eğilim yönü. Yûsuf kıssasında: "Nefis kötülüğü çokça emredicidir" (Yûsuf 12/53). Gelenekte nefsin üç hâli sıkça anılır: emmâre (kötülüğü emreden — Yûsuf 12/53), levvâme (kendini kınayan — Kıyâme 75/2), mutmainne (yatışmış — Fecr 89/27). Üçü de Kur'an'da geçen tabirlerdir; ama Kur'an bunları bir "mertebeler sistemi" olarak sunmaz. Sistemleştirme sonraki dönemin işidir.
Oraya dayanıyorum ve bu kaydı burada da tekrarlıyorum: bu tefsirde de üçlü şema, Kur'an'a ait bir sistem gibi sunulmuyor.
أَمَّارَة — fa''âl kalıbının müennesi: mübalağa. "Emreden" değil, "çokça emreden". Kalıp, süreklilik ve yoğunluk bildirir.
Bir okuyuşa göre fücûr, nefsin kendi haline bırakıldığında eğileceği yöndür; takvâ ise müdahale gerektirir. Su kendiliğinden aşağı akar; yukarı çıkarmak için pompa gerekir. Bu okuyuş Yûsuf 12/53 ile uyumludur.
| Okuma | İstisna neye dönüyor |
|---|---|
| 1 | Nefse — "Rabbimin merhamet ettiği nefis hariç" |
| 2 | Zamana/duruma — "Rabbimin merhamet ettiği vakit hariç" |
Ve şunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı istisnanın varlığıdır: cümle, istisnasız okunursa bir kader hükmü olur; istisnayla okunduğunda bir eğilim tespiti olur. Ayet, ikincisini seçiyor — ve bu, sûrenin 24. ayetiyle örtüşüyor: orada da korunma bir dış müdahaleye bağlanmıştı (levlâ en raâ burhâne rabbih).