قَالُوٓا۟ أَءِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِى قَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَآ إِنَّهُۥ مَن يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ · قَالُوا۟ تَٱللَّهِ لَقَدْ ءَاثَرَكَ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَٰطِـِٔينَ · قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ يَغْفِرُ ٱللَّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ
"'Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?' dediler. 'Ben Yûsuf'um; bu da kardeşim. Allah bize lütufta bulundu. Kim korunur ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik edenlerin karşılığını zayi etmez' dedi. 'Allah'a andolsun ki Allah seni bize üstün kıldı; biz gerçekten hata etmiştik' dediler. Dedi ki: 'Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın; O, merhametlilerin en merhametlisidir.'"
Soru uzun ve tereddütlüdür: e-inneke le-ente Yûsuf — üç ayrı te'kid (inne, lâm, ayırma zamiri ente). Cevap ise iki kelimedir: ene Yûsuf.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: soru pekiştirmelerle dolu, cevap çıplak. Ve cevaba tek bir ekleme yapılıyor: ve hâzâ ehî.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve dayanağı eklenen cümledir: kimlik açıklanırken, yanındaki kişi de anılıyor — yani sekizinci ayetteki şikâyetin konusu olan ikili, burada birlikte anılıyor (le-Yûsufü ve ehûhü). Aynı ikili, kırk yıl sonra aynı biçimde bir arada. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir.
İki kökün ortak yanı kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak veriyorum: ikisi de tutma bildiriyor. و-ق-ي: bir şeyin önüne siper koymak (Bakara'de işlendi); ص-ب-ر: nefsi bir yerde tutmak (Meâric 70/5'te işlendi). Yani ikisi de etken fiillerdir; katlanmayı değil, tutmayı anlatır.
| Fiil | Sûredeki karşılığı |
|---|---|
| Takvâ | 23. ayet — maâzallâh; ve 33. ayetteki dua |
| Sabr | 18 ve 83. ayetler — fe-sabrun cemîl (babanın); ve zindan yılları |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı, iki fiilin sûrede karşılığı bulunan iki tutuma denk gelmesidir.
Ve cümle 56. ayette anlatıcının ağzından geçmişti; burada Yûsuf'un ağzından geliyor ve orada tablolamıştım.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin karşılaştırılmasıdır: aynı cümle önce hüküm olarak, sonra tecrübe olarak söyleniyor. Yani metin, bir ilkeyi bir kez bildiriyor, bir kez de yaşayanın ağzından tekrarlatıyor.
خ-ط-أ kökü: hedefi ıskalamak, yanılmak. Dilciler hâtı' ile muhtı' arasında bir ayrım kaydeder: hâtı' — kasten yanlış yapan; muhtı' — isteyerek değil, yanılarak yapan. Buradaki kalıp hâtıîndir.
Bu ayrım kayda değer ve kendi okumam olarak veriyorum: ikrar, hafifletici bir kelime seçmiyor. Ve aynı kelime 29. ayette ev sahibinin ağzında da geçmişti: inneki künti mine'l-hâtıîn; 97. ayette de tekrarlanacak: innâ künnâ hâtıîn.
ءَاثَرَكَ — kök أ-ث-ر: iz; ve tercih etmek, öne almak. Îsâr — kendine tercih etme. Kelimenin "iz" anlamıyla bağı dilcilerce şöyle kurulur: tercih edilen, izlenendir.
ث-ر-ب kökü: dilciler kelimeyi şöyle açıklar: bir kusuru sayıp dökmek, başa kakmak, ayıplamak. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer.
Ve kalıbın kuruluşu kaydedilmelidir: lâ tesrîbe — lâ-i nâfiye li'l-cins. Arapçada bu kalıp, cinsin tamamını nefyeder: "hiçbir türden kınama yok." Bir kısmî olumsuzlama değil.
Cümlede üç ayrı iş yapılıyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin öğeleridir:
| Öğe | İfade | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| 1 | Lâ tesrîbe | Kınama kaldırılıyor — ve cins olarak, tamamen |
| 2 | Aleykümü'l-yevm | Zaman kaydı — "bugün" |
| 3 | Yağfirullâhu leküm | Bağışlama, asıl merciye havale ediliyor |
| Okuma | el-Yevm ne yapıyor |
|---|---|
| 1 | Vurgu — "işte bugün, bu anda, hiçbir kınama yok"; zamanı sınırlamak için değil, affın gerçekleştiği anı işaretlemek için |
| 2 | Karşılaştırma — "bugün" denerek, kınamanın mümkün olduğu bir günün geçtiği ima ediliyor |
Ve üçüncü öğe kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak veriyorum: cümle "sizi bağışladım" demiyor. İki iş ayrılıyor: kendisine ait olan kınamayı kaldırmak, kendisine ait olmayan bağışlamayı ise Allah'a bırakmak.
| Adım | Ayet | Kim |
|---|---|---|
| 1 | Soru — "ne yaptığınızı biliyor musunuz?" | Yûsuf (89) |
| 2 | İkrar — "biz hata edenlerdendik" | Kardeşler (91) |
| 3 | Af — "bugün size kınama yok" | Yûsuf (92) |
Yani af, ikrardan sonra geliyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum; ayet bu sırayı bir şart olarak koymuyor, ama sahnenin akışı budur.