وَلَمَّا فَصَلَتِ ٱلْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّى لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَآ أَن تُفَنِّدُونِ · قَالُوا۟ تَٱللَّهِ إِنَّكَ لَفِى ضَلَٰلِكَ ٱلْقَدِيمِ · فَلَمَّآ أَن جَآءَ ٱلْبَشِيرُ أَلْقَىٰهُ عَلَىٰ وَجْهِهِۦ فَٱرْتَدَّ بَصِيرًا
"Kervan ayrıldığında babaları: 'Ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum; bana bunaklık isnat etmeseniz…' dedi. 'Allah'a andolsun ki sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın' dediler. Müjdeci gelip gömleği yüzüne koyunca, görmesi geri geldi. 'Ben size, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim dememiş miydim?' dedi."
Ve bu, sûrenin en ince kelime bağlarından biridir: rîh, 87. ayetteki ravh ile aynı köktendir (ر-و-ح).
Kökün ortak çekirdeği Vâkıa 56/88-94'te "hareket eden hava" olarak verilmişti; 87. ayette dayanmıştım. Yedi ayet arayla aynı kök, iki türevle geri geliyor — ve ikincisi, birincinin somut karşılığı gibi duruyor: umut esintisi ve gerçek bir koku.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; iki kelimenin aynı kökten olması metnin verisidir, aralarındaki bağı kurmak bana aittir.
ف-ن-د kökü: görüşün zayıflaması, aklın bunaması; ve bir sözü zayıf ve yanlış saymak. Fened — yaşlılıktan gelen zihin zayıflığı. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer.
Ve cümlenin yarım bırakıldığı kaydedilmelidir: levlâ en tüfennidûn — "bana bunaklık isnat etmeseniz…" Cevap yazılmamış. Bu, 15. ayetteki tekniğin bir başka örneğidir.
Cümle Duhâ 93/7'de (ve vecedeke dâllen fe-hedâ) dalâl kökünün Kur'an'daki kullanımları listelenirken işlendi:
"Vallahi sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın" (Yûsuf 12/95). Burada dalâl, bir peygamber hakkında kullanılıyor ve söyleyenler onu küfürle itham etmiyorlar — Yûsuf'un hâlâ hayatta olduğuna inanmasını akıl dışı buluyorlar. Aynı kök, Yûsuf 12/8'de de kardeşlerinin babaları hakkındaki sözünde geçer.
| Ayet | İfade | Ne zaman |
|---|---|---|
| 8 | İnne ebânâ le-fî dalâlin mübîn | Kıssanın başında |
| 95 | İnneke le-fî dalâlike'l-kadîm | Kıssanın sonunda |
Aynı kök, aynı kişi hakkında, sûrenin iki ucunda. Ve ikinci kullanımda bir kelime eklenmiş: el-kadîm — "eski". Yani söz, ilk sözü de kapsayacak biçimde kuruluyor.
Bu, sûre içinde sayılabilir bir tekrardır ve bir gözlem olarak kaydediyorum: kardeşler, bir ayet sonra tam tersini söyleyecekler (97: innâ künnâ hâtıîn).
ر-د-د kökü, VIII. bâb: geri dönmek. Ve fiil, 93. ayetteki ye'ti basîrâdan farklıdır — orada işlenmişti.
أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ — ve cümle, 86. ayetin birebir tekrarıdır.
Ve cümlenin içeriği kayda değer: a'lemü minallâhi mâ lâ ta'lemûn. Harf-i cer (min) kaydedilmelidir: bilgi, kişinin kendi keskinliğine değil kaynağa bağlanıyor. Bu, 68. ayetteki li-mâ allemnâhü ile aynı yerden gelir.